12 Mart 2010 Cuma

Çat Çat Makinesi & Bayrak & Füze Balonu



Sene 1989, gazete Milliyet. Bayrak tamam da, şimdiki taraftarların füze balonuna, çat-çat makinesine ihtiyacı yok mu, soruyorum size?

11 Mart 2010 Perşembe

360° Alley-oop

Dün gece oynanan ve Nuggets'ın Timberwolves'u deplasmanda 110-102 mağlup ettiği maçın son periyodunda, konuk takım oyuncusu JR Smith, Chauncey Billups'ın asistini ender görülecek bir şekilde bitirdi.



Videosu burada. Fotoğraf ise Yahoo! Sports'tan.

not: Video linkini değiştirmek zorunda kaldım. NBA.com videoları ülkemizde yasakmış. Eskiden ne güzeldi oysaki internet.

10 Mart 2010 Çarşamba

İnter Günlerinden

Bu Çocuk Kim?


Sadece Fenerbahçeliler ne kadar hatırlıyor diye merak ettiğim için soruyorum. Kennet Andersson ile Serhat'ın arasındaki futbolcu kimdir?

Edit: Yorum bölümünde arkadaşların da belirttiği üzere Ömer Karabacak. Fotoğraf da yanlışım yoksa 22 Temmuz 2000 tarihinde oynanan Aachen maçının öncesinde çekilmiş.

09 Mart 2010 Salı

Aykut Kocaman Üzerine

Foto: Milliyet Arşiv

Şimdi çocukluk günlerime dönüp uzun uzun yazmaya, okuyanları yormaya gerek yok. En sevdiğim 3-5 Fenerbahçeli futbolcunun listesini yapsam, Aykut o listede her zaman yer alır. Kredisi bende sonsuzdur. "İstenilen şartlarda" Fenerbahçe'nin teknik direktörü olsun, her türlü kötü sonuca razıyım. Ağzımı açmam. Eğer olur da hakkında tek kötü söz söylersem bu post'u hatırlatırsınız. İster Galatasaray'dan 7 yiyelim, ister Pendik'e değil mahalle takımına elenelim. Bunu Aykut'un teknik direktörlüğüne çok güvendiğimden, elbet başarılı olacağından söylemiyorum. Sadece "Aykut Kocaman sevgisi".

Fenerbahçe'de sportif direktör olarak göreve getirildiğinde çok sevinmiştim. Sevinmiştim ama Aziz Yıldırım varken istediklerini yapamayacağını biliyordum. Hüzünlü bir sevinçti benimkisi. Sırf Fenerbahçe'de görev almak için kabul etmişti bence Aziz Yıldırım'ın teklifini. Üstelik bu görevi reddetse çok büyük tepki alırdı. Yazılarımı okuyanlar ve beni az çok tanıyanlar, Aziz Yıldırım'ı pek de sevmediğimi bilir. Görevi uzun süre önce bırakmalıydı bence, bırakmadı. O başkanken ne sportif direktöre ihtiyaç var, ne de menajere.

Bu hep tartışıldı, tartışılmaya da devam ediliyor. Başkan çıkıp "Sayın Aykut Kocaman'ın görevleri bunlardır." diye net bir açıklama yapmadıkça da devam edecektir. Aziz Yıldırım varken, Aykut Kocaman Daum'u gönderebilir mi? Göndermesini geçtim, fırça atabilir mi? Oyuncu tercihlerine karışabilir mi? Transferleri yaptığı söyleniyor, Daum'un istemediği bir adamı transfer edebilir mi?

Evet soruyorum, Aykut Kocaman'ın neler yaptığını, yetkilerini, görevlerini biri bana anlatsın. Ciddi ciddi çok merak ediyorum.

Onun durumuna çok üzülüyorum. Şu an Fenerbahçe'nin gidişatından bile çok üzüldüğümü söyleyebilirim. Adamın güldüğünü görmedim sene başından beri. Zaten fazla gülmezdi, şimdi hepten gülmez oldu. "Nerden kabul ettim ben bu görevi?!?!" dercesine bakışları. Çevremde onu eleştiren Fenerbahçeliler görüyorum, biriyle ciddi bir tartışmaya gireceğim en sonunda, o olacak. Lille maçından eve dönerken, otobüste iki Fenerbahçeli gidişatı değerlendiriyordu. Biri Aziz Yıldırım'ı eleştiriyordu, diğeri şunu dedi: "Yahu işte büyük başkan artık işlere karışmıyor, sen ne diye hala Aziz Yıldırım'ı eleştiriyorsun ki?! Futbolun sorumlusu Aykut, git onu eleştir. Bak, diğer kulvarlarda ne kadar başarılıyız!" Böyle düşünen birçok Aziz Yıldırım hayranı var.

Aziz Yıldırım gibi "her şey benden sorulur" tipi bir başkanımız, Daum gibi işine zerre karıştırmayan bir teknik direktörümüz varken, sportif direktörlükmüş, menajerlikmiş, hepsi boşa. Olan Aykut'uma oluyor, ben ona üzülüyorum...

Bu yapıda Aykut Kocaman'ın görevi bırakmasından başka bir yol göremiyorum. Fakat bu bir başarısızlıktan sonra olacaksa, çok yazık olur. Yani sezon sonu şampiyon olamazsak ve Aykut istifa ederse/görevi bırakmak zorunda kalırsa, hiç de iyi olmaz. Ama bana şampiyon olsak bile görevi bırakacakmış gibi geliyor.

Dileğim, onu Aziz Yıldırım'sız bir Fenerbahçe'de teknik direktör olarak görmek.

Zamanı Geldi de Geçiyor Bile


Yılmaz Vural'ın seveni var, sevmeyeni var. Beğeneni var, beğenmeyeni var. Ama yaptıkları ortada. Kariyerini sonlandırana kadar çalıştırır mı bilmem ama 3 büyüklerden birini çalıştırmayı fazlasıyla hakediyor bence. Bu sezon ilk 4 maçta puan alamayan Kasımpaşa'nın başına geçti bilindiği gibi. Fenerbahçe son 17 haftada 27 puan toplarken, Kasımpaşa da aynı sürede 27 puan topladı. Üstelik bir maçı eksik. Maçların çoğunu da son dakikalarda kaybettiği/kazanamadığı gerçeği var.

Fenerbahçe'nin kadrosu, bütçesi, taraftarı, mazisi bir yanda, Kasımpaşa'nınkiler bir yanda. Daha ne yapmalı Yılmaz Vural merak ediyorum.

07 Mart 2010 Pazar

Gol Yememeyi Hatırlamak



Son zamanlarda hep yazdığım bir şey var, Fenerbahçe'nin en büyük sorunu gol yemek. Herkes Güiza'ya, Semih'e, Alex'e vs. yüklense de, asıl eleştirilmesi gereken takımın savunması. Direkt savunma oyuncularını da suçlamıyorum bireysel hatalarla yenen goller dışında. Sonuçta savunma da 11 kişiyle yapılmalı. Ligde son 14 maçın 13'ünde gol yemiştik. E neredeyse her maç gol yiyen takımın da süper ofans hattı yoksa şampiyon olması imkansıza yakın. Blog'a yazmadığım süre zarfında Ekşi Sözlük'te bu konu ile ilgili görüşlerimi belirtmiştim. Yeniden uzun uzun yazmama gerek yok bir şey değişmediği için.

Antalyaspor'u bu sezon birçok kez seyrettim. Mehmet Özdilek'i de çok başarılı bulduğumu belirtmek istiyorum. Hani zaten belki de gelmiş geçmiş en çok sevdiğim Beşiktaşlı oyuncudur Fenerbahçe'de forma giymeyenlerden, başarılı olması beni sevindiriyor. Ortalama bir futbol seyircisine sorsanız, Antalyaspor'un kadrosundan çoğu futbolcuyu sayamaz. Sedat'mış, Korhan'mış, Ertuğrul'muş... Sezon başı küme düşecek takımlar arasında ilk sıralarda gösteriliyordu Antalya ekibi, şu anda 30 puanla 11. sıradalar ve kupada yaptıkları da ortada.

Bu akşama dönelim. Son maçlardaki eksikler düşünüldüğünde -özellikle Lille maçı- bu akşam Alex yokmuş, Özer yokmuş, çok da düşündürmedi beni. Nihayet Gökhan-Lugano-Bilica ve Andre Santos savunma dörtlüsü bir arada oynadı uzun süre sonra. Biletler 22 tl yapılmışken, stat bu soğukta doluyken, gol atamayacağımızı düşünemiyorum açıkçası. Güzel futboldan falan da umudu kestiğim için bu sezonluk, gol yemememiz halinde kazanacağımızı biliyordum. Öyle de oldu.

İlk yarı boyunca gözüme çarpan iki şey vardı. Birincisi, Güiza ve Semih'in hiç mi hiç anlaşamaması. Hatta bir pozisyonda Semih Güiza'ya pas vermek yerine kendi denedi. Semih'i de çok severim, çok da iyi birine benziyor ama son yaşananlardan sonra en azından Güiza'ya karşı bir tavrı olduğunu hissediyorum. Gerçi oyundan çıkarılınca direkt soyunma odasına gitmesi, yüzünün şekli, onun da moralinin bozuk olduğunu gösteriyor. Alex'in cezası 1 maça indirilmezse, yani önümüzdeki maçta da çift santrfor oynayacaksak, yanında kim oynar bilemem ama Gökhan Ünal'ın oynaması taraftarıyım.


İkinci konuda, ilk yarıda hep sol kanattan atak geliştirmemiz. Hani senin sağ bekinde Önder, sağ açığında Deniz oynar tamam da, rüzgarın oğlu Gökhan Gönül'ü Gökhan Gönül yapan sık sık ileri çıkması. Belki de Deivid'in savunma yönü zayıf diye Daum fazla çıkmasını istememiştir, ki haklı da bir açıdan ama neredeyse hiç çıkmadı. Deivid de sık sık sağ bölgeden içeriye kat edince sağ kanadımız hiç işlemedi. Vederson oyundan çıkana kadar -çok geçmiş olsun dileyelim- Andre Santos'la beraber gayet iyi kullandı o kulvarı. Antalyaspor da Erhan ve Korhan'la o bölgeden gelmeye çalıştı.

Golde Mehmet Özdilek'in oyuncularına bu kadar kızması, adeta kendini paralaması, direktifi onun vermediğini gösteriyor. Hatırlanacağı gibi ilk maçta bundan da çok açık vermişlerdi golü attığımız pozisyonda. Yıllarca üst düzey futbol oynamış ve kalitesi belli bir teknik direktörün böyle bir hata yapacağını sanmıyorum. Hem de iki defa... Bizim açımızdan da gayet güzel bir goldü, Semih, Emre ve Andre Santos çok güzel anlaştılar, gol vuruşu tipik Andre Santos vuruşuydu. Bu tarz golleri daha sık atmalı zaten kanat adamlarımız.

İkinci yarıda Fenerbahçe ağırlığını oyuna koyamadı. Tamam, Alex ve Özer'in yokluğu çok önemli tabii ama özellikle büyük umutlarla transfer edilen ve sonradan oyuna giren Mehmet Topuz'un Alex'in yokluğunda kendini göstermesi gerekiyor. Sol açık onun alışagelmiş mevkisi değil, bu yüzden de Deivid gibi o da sık sık içeri kat ediyor. Çok da ağır eleştirmek istemiyorum ama Mehmet Topuz gibi oyuna etki edebilecek isimler form grafiklerini yükseltmezlerse ilerleyen haftalarda çok sıkıntı çekeriz.

Hatırladığım iki net pozisyon var ikinci yarıda. Biri Emre'nin vuruşu, Ömer'in kurtarışı. Diğeri de Veysel'in çaprazdan dışarı giden şutu. Her maç 3-4 gol atmasını beklemiyorum Fenerbahçe'den ama en azından içeride orta sıra takımlarıyla oynadığımız maçlarda daha fazla pozisyona girmeliyiz. Üstelik son 10 dakikada geriye çekilmemiz, milyonlarca insanın "acaba gol yer miyiz? Bilica vs. yine hata yapar mı?" diye düşünmesi -daha doğrusu insanların bunu düşünmesine yol açılması- Fenerbahçe'ye hiç yakışmıyor. Tırnak kalmadı vallahi yemekten. :)


Maçın Fenerbahçe adına iyileri, Andre Santos -gol attığı için yazmıyorum, genelde de gayet iyiydi- ve Emre. Hayal kırıklığı yaratanları ise Gökhan Gönül -defansif görevini yerine getirdi, ama biz seni sırf defans yapasın diye sevmedik- ve Daum. Yazıda değinmediğim isimlerle ilgili de sırasıyla görüşümü yazayım,

Volkan: Fazla iş düşmedi. Neredeyse kurtarışı yok.
Deivid: Yeni oynamaya başladı diye laf söylemiyorum, kimse de söylememeli.
Cristian: Yine çok çalışsa da istediğim gibi oynayamıyor.
Bilica: Son dakikalarda yaptığı faulle yine gol yememize sebep oluyordu, "alıştık artık, dert çekmeye".
Güiza: Cristian gibi o da çok çalıştı. Fakat pozisyona giremedi, girdiği bir pozisyon var hatırladığım, onu da atamadı.
Lugano: Antalyaspor'un fazla pozisyonu olmadığı için defans çok iyiydi de demek yanlış olur ama en azından hatasız oynadı. Bu takım şampiyon olacaksa Lugano'nun da çok büyük payı olacak.

Son iki notla yazıyı tamamlamak istiyorum. İlki hakem. Hani henüz ne %100 Futbol'u, ne Telegol'ü izlemedim, maç bittiğinden beri yazıyla uğraşıyorum ama maçın sonucuna tesir edecek önemli bir hata yaptığını düşünmüyorum. İlk yarıda bizim oyuncularımıza çıkardığı kartlar bence doğruydu. Eleştirim ise, Emre'nin penaltı istediği pozisyona penaltı vermedi, fakat Emre'ye neden hakemi aldatmaya yönelik hareketten dolayı sarı kartını çıkaramadı? Orda Emre'nin takılıp düşme gibi bir durumu yok. Ayrıca Emre hakeme o kadar çok itiraz ediyor ki... Ben hakem olsam kesin bir sarı kart çıkarırdım. Emre'nin bu hırsını, tavırlarını seviyorum ama biraz daha kontrollü olması lazım. Bunu hep söylüyorum, hakemlerde nedense sarı kart çıkarmıyorlar.

İkinci konu ise Melih Gümüşbıçak. Hani geçenlerde Okay Karacan'ı eleştirmiştim/eleştirmiştik, hala da o gün çok yanlı bir maç anlattığını düşünüyorum. Tamam, güzel futbol oynayan takımı destekleyebilir normalde ama o spiker. Milli maç anlatmıyor. Antalyaspor'un bu bütçeyle, bu kadroyla Barcelona gibi oynamasını bekleyemezsin. Okay Karacan'ı eleştirdikten sonra Melih Gümüşbıçak'ı eleştirmezsem ben de yanlı davranmış olurum. Gümüşbıçak'ı severim, iyi niyetli olduğuna, maç anlatırken taraf tutmadığına inanırım. Fakat bugün ilk yarıda Özer'in sakatlığından bahsederken, "Özer riske edilmedi, haftaya oynaması bekleniyor. Umarım da haftaya yetişir" dedi. Spikerlerin sevmediğim bir yanı bu. Yorumcu olsan tamam, istediğini de. Ama sen spikersin. Bunu iyi niyetli bir şekilde de söylemiş olabilirsin, ama "Özer umarım haftaya oynar" demek maç içerisinde Fenerbahçe'yi tutuyormuş gibi anlaşılmasına yol açıyor. Devamında da "bir de gol atar inşallah" falan deseydi tam olurdu. Bunlar belki çok önemli konular değil, Melih Gümüşbıçak bunu söylerken belki de hiç böyle anlaşılacağını düşünmedi ama benim dikkatimi çekti, belki başkalarının da çekmiştir.

Özet olarak, Fenerbahçe kazanması gereken bir maçı kazandı. Gol yemedi üstelik, son 14 lig maçının 13'ünde gol yemişken. Fakat oyun olarak taraftarlarını tatmin etmedi, Daum 1-0'ın üstüne yattı ve son 10 dakikadaki görüntü Fenerbahçe'ye yakışmadı.

Herkese iyi akşamlar...

04 Mart 2010 Perşembe

Honduras Bu Kez Honduramadı



Milli futbol takımımız, 2010 yılı içerisinde çıktığı ilk müsabakada, Dünya Kupası'na gitmeye hak kazanan Honduras ile karşılaştı ve maçtan 2-0 galip ayrıldı. Gün itibariyle FIFA Dünya Sıralaması'nda bizden daha yukarda yer alan Honduras, ön elemelerin dördüncü turunda, ABD ve Meksika'nın ardından üçüncü sırada yer alarak Dünya Kupası'na gitmeyi garantilemişti. Aynı grupta dördüncü olan Kosta Rika ise Güney Amerika'dan gelen rakibi Uruguay ile play-off oynamış ve 0-1 ve 1-1'lik sonuçların ardından Dünya Kupası hayaline veda etmişti. Hatırlarsanız, Uruguay'ın Kosta Rika'yı deplasmanda 1-0 mağlup ettiği maçın tek golü de Fenerbahçeli Lugano'dan gelmişti.

Honduras bundan evvel yalnızca bir kez, 1982 Dünya Kupası'na katılabilmiş ve grubunu Kuzey İrlanda, İspanya ve Yugoslavya'nın altında dördüncü yani sonuncu olarak, yalnızca iki puanla tamamlamış. Uluslararası arenada kayda değer bir başarıları yok yani. Dünkü maçta da oldukça zayıf bir takım görüntüsü verdiklerini söylesek başımız ağrımaz. İngiltere'de oynayan birkaç futbolcusu ve yıllardır İtalya'da top koşturan David Suazo dışında pek kayda değer bir futbolcusu da yok Honduras'ın. Ama takım hüviyetiyle buralara kadar gelebilmişler.


Zayıf rakibi karşısında topu yerde tutmaya yönelik bir kadro ile çıkan millilerimiz, teknik üstünlüğün verdiği rahatlıkla ortaya koyduğu kontrollü futbolla ve ayağa paslarla göze hoş gelen bir futbol sergiledi. İlk yarıda Emre Güngör, ikinci yarıda ise Hamit Altıntop'un attığı gollerle maç Türkiye'nin 2-0 üstünlüğüyle sonuçlandı.

Göze çarpan artılar ve eksiler ise şunlar;

- Mevlüt haftasonu Marsilya karşısında aldıkları mağlubiyetin verdiği moral bozukluğunu atmış görünüyor. Oldukça diri, istekli ve hareketliydi.

- Sabri fizik kondisyon olarak eski günlerinden biraz uzak görünse de, bu seviyede futbol oynamaya devam edebileceğinin sinyallerini verdi. Yine de Hiddink gelince ve Gökhan Gönül iyileşince ne olur bilinmez.

- Mehmet Aurelio kaldığı yerden devam ediyor. Allah Marco Paşa'yı başımızdan eksik etmesin.

- Colin Kazım yine her zamanki gibiydi. Bu haliyle milli takımda forma şansı bulması oldukça güç. Sadece Fenerbahçe'den bile kendisini kesebilecek Özer ve M. Topuz gibi iki isim var.

- Volkan Şen'in takıma uyum sağlaması için sanırım biraz daha zaman gerekiyor.

- Caner takımın oyun sistemi gereğince pek fazla etkili olmadı; ancak kritik bir hata da yapmadı.

- Emre Güngör ve Servet Çetin göbekte bir "Bülent/Popescu" esintisi yakalamışlar. Emre'yle ilgili konuşmak için henüz çok erken, ancak Servet Çetin'den milli takım stoperi olmayacağını, hatta Galatasaray stoperi de olmayacağını artık birilerinin anlaması gerekiyor. Alternatifi olmadığı gün gibi ortada. Ancak alternatif yaratmak da herhalde bana düşmüyor? Şayet milli takım uzun dönemde başarıyı hedefliyorsa Servet Çetin ve Gökhan Zan gibi oyunculardan medet ummayı bırakmalı. Aksi taktirde sonuç yine hüsran olur, benden söylemesi.

- Hazır Servet Çetin demişken, ilk yarıda Honduras'ın net bir penaltısı verilmedi. Savunmanın arkasına şişirilen pasta Servet topu koluyla kontrol etti. Hakem görmedi.

- Arda ve Emre Belözoğlu doğrularıyla da yanlışlarıyla da her zamanki gibilerdi. Allah kaza, bela, sakatlık vermesin. İki isim de gün itibariyle kulüplerinin en formda isimleri.

- Volkan'a bu maçta pek iş düşmedi. Umarım milli takımın ABD turnesinde daha çekişmeli maçlar izleriz.

- Milli takım Tuncay, Halil, Nuri Şahin gibi isimlerle oldukça geniş ve alternatifi bol bir kadro görüntüsü verdi. Umarız bu isimler resmi maçlara kadar mevcut formlarını yitirmez, ön elemelerde takıma fayda sağlayabilirler.

Diğer Maçlardan Kısa Kısa...

- İngiltere Wembley'de yedek ağırlıklı bir kadroyla çıktığı maçta Mohammad Zidan'ın golüyle öne geçen Mısır'ı Crouch ve Shaun-Wright Philips'in golleriyle 3-1 mağlup etmeyi başardı. Ancak Peter Crouch'ın kaydettiği son gol açık bir ofsayttı. Futbol emektarı ve TV yorumcusu Chris Waddle ise Theo Walcott için "İyi çocuk ama kafası futbola basmıyor" yorumunda bulunmuş.

- Cüneyt Çakır'ın yönettiği maçta Hollanda, ABD'yi 2-1 mağlup etti.


- Daniel Güiza'nın da yaklaşık 10 dakika forma giydiği mücadelede İspanya, Fransa'yı 2-0 gibi net bir skorla mağlup etti. Maçın ardından Henry "İspanya Dünya Şampiyonu olur, bizden de bu gidişle bir bok olmaz" minvalinde bir demeç verdi. Domenech ise her zamanki gibi oyuncularına yüklendi. İspanya cephesinde ise sessizliği Jesus Navas'ın "Real Madrid'e gidersem süper olur" beyanatı bozdu.

- Almanya evinde Arjantin'e 1-0 kaybederken, Arjantin'in tek golünü Real Madrid'li Higuain kaydetti. Higuain bu sene formayı Karim Benzema'ya kolay kolay geri vermeyecek gibi görünüyor. Maçın ardından Lucas Podolski kendisini eleştiren bir basın mensubuna meydan okudu. Basın mensubu da sözlerini geri aldı.

- İtalya ile Kamerun ise Fransa'nın Monaco kentinde karşı karşıya geldiler. İki ekibin de gol kaydetmeyi başaramadığı müsabaka 0-0'lık beraberlikle neticelendi. Kayserispor'un da kalesini koruyan Kamerunlu file bekçisi Suleymanou Hamidou beraberlikte önemli pay sahibiydi.

Karışan!


Ölümüne isyan, alayına ceryan Tevez bu sefer de Terry'nin skandalına el atmış. Zat-ı muhterem "Terry'nin yaptığını bizim muhitte yapmaya kalksan adamın dalağını sökerler, bacağını eline verirler" şeklinde bir açıklama yapmış.
Related Posts with Thumbnails