15 Aralık 2011 Perşembe
18 Sene Öncesi...
Milliyet'in arşivinde bir şey ararken, gözüme bu haber çarptı ve blog'a dönüşü böyle yapmış olayım. 26 Mart 1993'te, Adnan Polat, "Türkiye'de şike var" diye bir açıklama yapıyor. "Beşiktaş'ın yapıp yapmadığını bilmiyorum ama Fenerbahçe'nin Sarıyer ve Ankaragücü maçlarında bazı gariplikler var" diyor. Ayrıca federasyona, hakemlere, kısacası herkese sallayıp ayarı veriyor.
Ertesi gün, Fenerbahçe'de o zaman yönetici olan, şimdilerin kimse tarafından sevilmeyen Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Adnan Polat'a sert çıkarak, şike suçlamasına karşı ispata davet ediyor.
Ben o yılları yaşımdan dolayı pek tabii hatırlamıyorum fakat Mehmet Ali Aydınlar'ın şu söylemi beni çok güldürdü, "Bana göre şike suçlaması çok komik. Ayrıca 25 milyonluk bir camiayı zan altına itiyor. Fenerbahçe, Galatasaray'ı her maçta yeniyor. O zaman biz Galatasaraylı futbolcuları da satın alıyoruz." Şimdikinden farklı bir durum yokmuş Galatasaray maçlarında. :)
Daha da ilginci, Adnan Polat, ligin son haftalarında bu kez Beşiktaş'ı suçluyor. "Beşiktaş bu lekeyi temizlesin" diyor Gençlerbirliği maçı için. (Bunu söylemesinin nedeni, İlhan Cavcav'ın önemli oyuncularını Beşiktaş'a karşı oynatmayacak olması) Fakat 4-5 gün sonrasında, yani şampiyonluk maçında, Galatasaray Ankaragücü'nü 8-0 yenip şampiyon oluyor ve bu maç Türkiye'de en azından saha içinde olanlar bakımından şaibeli maçlar listesinde top 5'e girer. Zalad'ı futbolla hiç ilgisi olmayan, bankadan emekli Refik Amca bile tanıyor.
Şampiyonluktan sonra da pek tabii ki Adnan Polat'tan ses seda çıkmamış şike konusuyla ilgili. :) Böyleyken böyle... O zaman kulübü savunan adam durumunda olan Mehmet Ali Aydınlar, şu an Fenerbahçelilerin en azından %80'inin nefreti haline geldi. O zamanların herkesi suçlayan adamı Adnan Polat da, takımı geçtiğimiz yıl isteyerek veya istemeyerek üst sıralardan uzak tutarak, kendini de bir anlamda Metris'ten uzak tutmuş oldu. Adam işi çözmüş beyler. :)
Etiketler:
1993,
adnan polat,
fenerbahçe,
futbol,
galatasaray,
mehmet ali aydınlar,
nostalji,
şike
7 Kasım 2011 Pazartesi
Ah Ulan Yusuf...
Dün Twitter'da trendtopic'ti bu abla, dedim durum nedir bir baktım, uzun bir süredir çok nadir televizyon izlediğimden Okan Bayülgen'in programına çıktığından haberim yoktu...
Foto mu? Bizim Yusuf'un sevgilisi olduğu zamanlardan... 11-12 sene oldu. Yusuf; Ebru Şancı, Esra Balamir derken kariyerini mahvetti, sonra da bizi Denizli'de şampiyonluktan etti...
Not: Hem üşengeçlikten, hem de gerekli vakti salak gibi başka şeylere ayırdığımdan, yazmak istediğim 2 uzunca yazıyı hala yazabilmiş değilim, inşallah yarın akşam eve gelince ikisini birden yazacağım...
Etiketler:
ebru şancı,
fenerbahçe,
futbol,
magazin,
nostalji
4 Ekim 2011 Salı
3 Ekim 2011 Pazartesi
30 Eylül 2011 Cuma
Komedya
Blog'a yazmayalı 5 hafta olmuş.. Süper! Lig'in de 5. haftasına geliyoruz... 36 maç oynandı, bizim maçlar dahil 90 dakikasını izlediğim maç sayısı 1... O da kadınların ve çocukların yarattığı atmosferi görmek içindi.
Kendi kendime söz vermiştim Ağustos başında... Şike soruşturması ile ilgili bazı kararlar verilene kadar ligi izlememeye.. Fakat sonra başımıza Play-Off sistemini çıkarttılar. Her şeyi halının altına süpürme kararı verdiler ve neticeyi sezon sonuna bıraktılar. Emir büyük yerden tabii, para konuşur... Kendime verdiğim sözü de şimdiye kadar büyük ölçüde tuttum, özetler dışında maç izlemedim... Fakat zamanla yanlış yaptığımın farkına vardım. Ne kadar uyutulsak da, bizi -taraftarları- kukla gibi kullansalar da, sahadaki Alex'in, Gökhan Gönül'ün, Volkan'ın, Yobo'nun ve diğerlerinin, kenarda da Aykut Kocaman'ın, İsmail Kartal'ın, Ömerovic'in zerre suçları yok. Hal böyleyken başkasına kızdığım için onları desteklememek büyük yanlış...
Aziz Yıldırım'a verilen destek yüzünden -İrlandalı bir hain olarak yazıyorum bunu- bu sezon mahkemede bir şeyler belli olana dek Beşiktaş ve Galatasaray deplasmanları dışında maça gitmeyeceğim -dayanamayacağımı biliyorum o tişörtler, maskeler vs.- ama bizim gibi masum olan insanları yazmaya, izlemeye başlayacağım artık... Şike soruşturması ve yaşananlarla ilgili görüşüm değişmedi, çok ekstra bir durum olmadığı sürece de değişmeyecek. Papağan gibi tekrarladım düşüncelerimi birçok kez, dolayısıyla bundan sonra dava başlayana dek saha içinde tamamen masum olduğuna inandıklarımı yazacağım.
24 Ağustos 2011 Çarşamba
...
Yok... Olmuyor... Kafamdan geçenleri yazıya dökemez hale geldim artık...
Tek isteğim Fenerbahçe'me kavuşmak...
Tek isteğim Fenerbahçe'me kavuşmak...
Şampiyonlar Ligi'ne Katılamıyoruz
Sevindim... Olması gereken oldu. Şu şartlarda Şampiyonlar Ligi'ne katılmamalıydık zaten, içim rahat etmiyordu...
Bu gece, olmadı yarın ayrıntılı bir yazı yazacağım...
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
TFF'nin açıklaması şu şekilde;
"UEFA, 23 Ağustos 2011'de Türkiye Futbol Federasyonu'na gönderdiği yazıda, ülkemizde sürmekte olan şike soruşturması çerçevesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan çekilme kararı vermesi gerektiğini, kulüp bu yola gitmeyecek olursa, Türkiye Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe'yi 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men etmesi gerektiğini, bu 2 yoldan herhangi birisi benimsenmeyecek olursa, UEFA'nın kendi disiplin soruşturmasını başlatabileceğini ve Türkiye Futbol Federasyonu yani ülkemiz aleyhine disiplin yaptırımları uygulama yoluna gideceğini bildirmiştir.
Bu yazı üzerine durum TFF tarafından yazılı olarak derhal Fenerbahçe Kulübü'ne bildirilmiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü, 24 Ağustos'ta TFF'ye gönderdiği cevabi yazıda, TFF'nin bu konuda iddianamenin mahkemece kabulünün beklenmesine yönelik kararına saygı duyduğunu ve kendisine tanınan kısa süre içinde böylesine önemli bir konuda herhangi bir karar almasının fillien mümkün olamayacağını bildirmiştir.
Bu gelişme karşısında, durum 24 Ağustos'ta TFF Yönetim Kurulu'nun yapmış olduğu olağanüstü toplantıda ele alınmış ve gerek Fenerbahçe'nin maruz kalabileceği, ağır disiplin yaptırımları gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'nun yani ülkemizin maruz kalabileceği disiplin yaptırımları göz önünde bulundurularak, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon UEFA Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men edilmesine karar verilmiştir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."
Bu gece, olmadı yarın ayrıntılı bir yazı yazacağım...
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
TFF'nin açıklaması şu şekilde;
"UEFA, 23 Ağustos 2011'de Türkiye Futbol Federasyonu'na gönderdiği yazıda, ülkemizde sürmekte olan şike soruşturması çerçevesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan çekilme kararı vermesi gerektiğini, kulüp bu yola gitmeyecek olursa, Türkiye Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe'yi 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men etmesi gerektiğini, bu 2 yoldan herhangi birisi benimsenmeyecek olursa, UEFA'nın kendi disiplin soruşturmasını başlatabileceğini ve Türkiye Futbol Federasyonu yani ülkemiz aleyhine disiplin yaptırımları uygulama yoluna gideceğini bildirmiştir.
Bu yazı üzerine durum TFF tarafından yazılı olarak derhal Fenerbahçe Kulübü'ne bildirilmiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü, 24 Ağustos'ta TFF'ye gönderdiği cevabi yazıda, TFF'nin bu konuda iddianamenin mahkemece kabulünün beklenmesine yönelik kararına saygı duyduğunu ve kendisine tanınan kısa süre içinde böylesine önemli bir konuda herhangi bir karar almasının fillien mümkün olamayacağını bildirmiştir.
Bu gelişme karşısında, durum 24 Ağustos'ta TFF Yönetim Kurulu'nun yapmış olduğu olağanüstü toplantıda ele alınmış ve gerek Fenerbahçe'nin maruz kalabileceği, ağır disiplin yaptırımları gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'nun yani ülkemizin maruz kalabileceği disiplin yaptırımları göz önünde bulundurularak, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon UEFA Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men edilmesine karar verilmiştir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."
18 Ağustos 2011 Perşembe
"Safiyesiz Faik şov!"
Uğur Meleke'yi eleştirdiğim, samimi bulmadığım zamanlar çok olmuştur ama bugünkü yazısı harika... Hiçbir yazısından sonra böylesine helal olsun dediğim olmamıştı. Hep böyle net yazsın, canımı yesin...
"Belki biraz iddialı bulacaksınız, ama korkarım “15 Ağustos 2011” Türk futbolu için acı bir milat özelliği taşıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı M.Ali Aydınlar’ın yaptığı o basın açıklaması, 88 yıllık federasyon tarihinin en talihsiz ve (hatta belki farkında olmadan) en zararlı beyanatıymış hissiyatı doğurdu bende...
Neden mi? Anlatayım...
SORU 1: AÇIKLAMANIN YAPILMA BİÇİMİ DOĞRU MUYDU?
Öncelikle o gün yapılacak toplantıyla ilgili kamuoyunda oluşturulan beklenti, saat beş buçuk sularında yaşanan hayal kırıklığının boyutunu milyonla çarptı. TFF Başkanı prompterdan çok uzun metin okudu, ama aslında pek bir şey söylemedi! Toplantıya rekor sayıda basın mensubu katıldı, ama ortaya çıkan rekor düzeyde hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Madem açıklamanın içeriği buydu, neden böyle büyük bir beklenti oluşturuldu? Böyle bir açıklama, pekâlâ yazılı olarak da yapılabilirdi!
TFF Başkanı Aydınlar özetle, nihai kararın iddianamenin oluşturulmasından sonra verileceğini söyledi; ama herkesin aklına ister istemez “Ligler zamanında başlayacak, Süper Kupa finali vaktinde oynanacak” açıklamaları geldi! İddianame oluşturulduktan sonra TFF, “Nihai kararı mahkemenin sonucuna göre vereceğiz” derse artık kimse şaşırır mı? Sanırım şaşırmaz.
SORU 2: TFF’NİN AMACI, “TÜRK FUTBOLUNUN BU KRİZİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI” MI OLMALIYDI?
Bence, kamuoyundaki bugünkü güvensizlik ortamının fitili, “Türk futbolu bu krizi en az zararla atlatmalı” safsatasıyla yakılmıştı. Aslında TFF bu davayı, bu cümleyi kurduğu gün kaybetti.
Şu benzetmeyi yapmak zorunda kalıyorum: “Bir aile içinde ensest ilişki yaşandığına dair şüphe var. Ailenin tüm fertleri mahkemeye çıkıyor. Canı yanmış baba, “Önemli olan bu krizi, ailemize en az zararı verecek şekilde atlatmak” diyor!”
TFF’nin şike krizini en az zararla atlatalım düşüncesi, Kulüpler Birliği’nin de toplantı yapıp “birlik beraberlik” mesajı vermesi, biraz bu ailenin haline benziyor! Oysa gün, “Darağacında bile XSpor” , “Darağacında bile Türk futbolu” deme günü değil... Gün, “Darağacında bile adalet” dileme günü...
Eğer, “Büyük takımlar küme düşecek, yayın gelirleri sekteye uğrayacak, Süper Lig kulüpleri ciddi bir ekonomik darbe yiyecek” endişesiyle radikal kararlar almaktan kaçılıyorsa; Türk futboluna iyilik değil, kötülük ediliyor! Bir kulübün havuzdan aldığı pay yüzde 50 azaldığında ekonomisi çökecekse, zaten 2014’te UEFA Finansal Fair-Play kriterleri eksiksiz yürürlüğe girdiğinde o takım bu ligde yarışamayacak demektir. İki sene içinde giderleriyle gelirlerini dengeye getiremeyecek, havuzdan aldığı pay düştüğünde dükkânını döndüremeyecek bir kulübün bugün iflas bayrağını çekmesi, belki de 2014’te çekmesinden daha hayırlı...
SORU 3: KANAATLE KARAR VERMEK ADALETSİZLİK Mİ DOĞURUR?
Eğer TFF, 15 Ağustos’taki açıklamayı “Türk futbolunun az zarar görmesi” düşüncesiyle değil, “Kanaatle karar vermek adaletsizlik doğurur” zihniyetiyle yaptıysa, bu kez haklı kabul edilebilir mi?
Benim fikrim, cevabın yine “hayır” olduğu yönünde ... Çünkü futbolu yalnızca ceza hukukuna teslim etmek, spor hukukunu fiilen yok saymak anlamına geliyor. Eğer federasyonlar sportif kararları sadece yıllar süren mahkemelerin sonuçlarına göre alsaydı İtalya halen Calciopoli’2006’yı tam olarak çözememiş olacaktı. Ya da Türk futbolu, Ankaraspor/Ankaragücü sorununu halledememiş olacaktı bugün... Oysa spor çok hızlı işliyor; oyun, mahkemelerden çok çok daha hızlı akıyor.
Yaşanmış bir örnek, aslında bizim için yol gösterici olabilir: İtalya Futbol Federasyonu, Calciopoli’yle ilgili ilk kanaatine göre Juventus’u üçüncü lige düşürecekti, ama belge akışı hızlandıkça kararını ikinci lig olarak değiştirdi. İlk planda Milan’dan 15 puan silecekti, ama lig başladıktan sonra cezayı 8 puana düşürdü.
Yani federasyonlar pekâlâ kanaatle karar verebiliyorlar. Hatta gerekirse bu cezaları sezon içinde değiştirip en âdil hale getirebiliyorlar. Çünkü esas maksatları “Bu krizi İtalyan futbolunun en az zararla atlatması” filan değil. Saf ve pürüzsüz “adalet” i sağlamak.
SORU 4: TFF’NİN ELİNDE KANAAT OLUŞTURMAYA YETER DÜZEYDE BELGE VAR MIYDI?
Bu noktada akla gelen kritik soru sanırım şu: İtalya Federasyonu’nun elinde Moggi’nin hakem atamalarına direkt tesir ettiğine dair konuşma kayıtları vardı ve ivedilikle karar verebildiler. Peki TFF’nin elinde kanaat sahibi olabilecek düzeyde belge var mıydı?
Bu sorunun cevabını tabii ki sadece kozmik odaya girebilenler, bir de her nasılsa o odadan bilgi sızdırabilen(!) bazı meslektaşlarımız biliyorlar! Ama şu iki sorunun yanıtını tüm TFF Yönetim Kurulu üyeleri biliyor olmalılar:
a) Eğer TFF’nin elinde karar için kanaat oluşturabilecek düzeyde belge yoktu ise, neden üçü futbolcu, ikisi antrenör (yani beşi doğrudan sahanın içinde olan) toplam 17 kişi PFDK’ya tedbirsiz değil, TEDBİRLİ OLARAK sevk edildiler? Bu tedbirli sevk kararı, “Elimizde yeterli delil yok” açıklamasıyla çelişmiyor mu?
b) Bir TFF yöneticisinin, “Beşiktaş’ı da kurtardık sayemde. Teşekkür etmeleri lazım. Değil mi? Başka kimsede yok ki bu kadar şey... Sonuç...” cümleleri de bir kanaat itirafı sayılmaz mı?
“Sonuç” sözcüğünün (açıklama sahibinin iddia ettiği gibi) yabancı oyuncu yerine kullanılmış olduğunu algılayamamış olmam, benim zekâ geriliğimle mi ilgili acaba?
SORU 5: AVRUPA KUPALARINA GİDİŞ , KULÜPLERİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILABİLİR Mİ?
TFF’nin kanaatle karar veremeyip, bazı kulüplerin sezon içinde UEFA tarafından Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin önünü açması da, Türk futboluna küçük çaplı bir ihanet...
Çünkü bir (ya da birkaç) takımımızın Avrupa kupalarından ihracı sadece itibar açısından değil, sportif ve ekonomik açıdan da bedel ödememize neden olacak. Üstat Cemal Ersen 26 Temmuz’da Milliyet’te bu detaya değinmişti: Sportif olarak (şu anda 10’uncu olduğumuz) kıta sıralamasında ilk 12’nin dışında kalmak demek, 2013-14’te Şampiyonlar Ligi’ne direkt takım gönderememek demek. Devler Ligi’ne takım sokamamak demek, asgari 25 milyon euroluk gelirden de mahrum kalmak demek.
Ayrıca TFF’nin kamuoyunda oluşturduğu “Avrupa kupalarına göndereceğimiz takımları değiştirme vakti zaten geçti” imajı da doğru değil... İtalya, 6 Temmuz 2006’da UEFA’ya verdiği takım listesini 26 Temmuz’da pekâlâ değiştirmiş; iki yeni kulübünü Avrupa’ya gönderebilmişti.
SORU 6: PEKİ, TEK SUÇLU TFF Mİ?
Tabii ki bütün bu kaos ortamının faturasını TFF’ye çıkarmak da çok büyük haksızlık olur. Çünkü sokaktaki adama “gizlilik prensibi” filan dediğinizde artık gülüyor; Hürriyet’te, Habertürk’te, Takvim’de, Bugün’de ve başka birçok gazetede; bir Vatan yazarının ya da bir Taraf yazarının köşesinde okuduklarının gizli olmamasına anlam veremiyor.
Artık kamuoyu, spor ailesinde (biz dahil) hemen hiç kimsenin temiz olduğuna inanmıyor; “Suçluların dünyasında tek gerçek günah yakalanmakmış” diyor içinden... Şike soruşturması kapsamında yayına başlayan “Ne olur bana yardım edin Memedalibey Şov” la “Safiyesiz Faik Şov” u birer reality-şov hissiyatıyla gülerek ve eğlenerek takip ediyor halk...
SORU 7: ŞİMDİ NE OLACAK?
Kamuoyundaki güven erozyonu bu denli derin olunca, tamirinin uzun yıllar alacağını tahmin etmek de zor olmuyor.
Artık önümüzdeki yıl futbolcular sahaya avukatlarıyla mı çıkacak, boş kaleye golü atamayan oyuncunun maç sonu açıklamasını hukuk müşaviri mi yapacak, doğrusu bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz: Eğer bir önceki meclis, Şiddet Yasası’nı yenilerken spor mahkemelerinin kuruluşunun yolunu da açabilseydi; bugünkü krizi daha hızlı çözebilecektik. Belki o zaman TFF, bu kritik kararı kanaatle verme yükü altına girmek zorunda kalmayacak, iş mahkemede halledilecekti.
Olmadı. Bundan sonra da ne olsa, kekremsi bir tat kalacak damağımızda... 9 Eylül’den sonra ne karar alınırsa alınsın tatsız yıllar bekliyor bizi... Çünkü “geç kalmış adalet”, gerçek adalet olmuyor."
"Belki biraz iddialı bulacaksınız, ama korkarım “15 Ağustos 2011” Türk futbolu için acı bir milat özelliği taşıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı M.Ali Aydınlar’ın yaptığı o basın açıklaması, 88 yıllık federasyon tarihinin en talihsiz ve (hatta belki farkında olmadan) en zararlı beyanatıymış hissiyatı doğurdu bende...
Neden mi? Anlatayım...
SORU 1: AÇIKLAMANIN YAPILMA BİÇİMİ DOĞRU MUYDU?
Öncelikle o gün yapılacak toplantıyla ilgili kamuoyunda oluşturulan beklenti, saat beş buçuk sularında yaşanan hayal kırıklığının boyutunu milyonla çarptı. TFF Başkanı prompterdan çok uzun metin okudu, ama aslında pek bir şey söylemedi! Toplantıya rekor sayıda basın mensubu katıldı, ama ortaya çıkan rekor düzeyde hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Madem açıklamanın içeriği buydu, neden böyle büyük bir beklenti oluşturuldu? Böyle bir açıklama, pekâlâ yazılı olarak da yapılabilirdi!
TFF Başkanı Aydınlar özetle, nihai kararın iddianamenin oluşturulmasından sonra verileceğini söyledi; ama herkesin aklına ister istemez “Ligler zamanında başlayacak, Süper Kupa finali vaktinde oynanacak” açıklamaları geldi! İddianame oluşturulduktan sonra TFF, “Nihai kararı mahkemenin sonucuna göre vereceğiz” derse artık kimse şaşırır mı? Sanırım şaşırmaz.
SORU 2: TFF’NİN AMACI, “TÜRK FUTBOLUNUN BU KRİZİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI” MI OLMALIYDI?
Bence, kamuoyundaki bugünkü güvensizlik ortamının fitili, “Türk futbolu bu krizi en az zararla atlatmalı” safsatasıyla yakılmıştı. Aslında TFF bu davayı, bu cümleyi kurduğu gün kaybetti.
Şu benzetmeyi yapmak zorunda kalıyorum: “Bir aile içinde ensest ilişki yaşandığına dair şüphe var. Ailenin tüm fertleri mahkemeye çıkıyor. Canı yanmış baba, “Önemli olan bu krizi, ailemize en az zararı verecek şekilde atlatmak” diyor!”
TFF’nin şike krizini en az zararla atlatalım düşüncesi, Kulüpler Birliği’nin de toplantı yapıp “birlik beraberlik” mesajı vermesi, biraz bu ailenin haline benziyor! Oysa gün, “Darağacında bile XSpor” , “Darağacında bile Türk futbolu” deme günü değil... Gün, “Darağacında bile adalet” dileme günü...
Eğer, “Büyük takımlar küme düşecek, yayın gelirleri sekteye uğrayacak, Süper Lig kulüpleri ciddi bir ekonomik darbe yiyecek” endişesiyle radikal kararlar almaktan kaçılıyorsa; Türk futboluna iyilik değil, kötülük ediliyor! Bir kulübün havuzdan aldığı pay yüzde 50 azaldığında ekonomisi çökecekse, zaten 2014’te UEFA Finansal Fair-Play kriterleri eksiksiz yürürlüğe girdiğinde o takım bu ligde yarışamayacak demektir. İki sene içinde giderleriyle gelirlerini dengeye getiremeyecek, havuzdan aldığı pay düştüğünde dükkânını döndüremeyecek bir kulübün bugün iflas bayrağını çekmesi, belki de 2014’te çekmesinden daha hayırlı...
SORU 3: KANAATLE KARAR VERMEK ADALETSİZLİK Mİ DOĞURUR?
Eğer TFF, 15 Ağustos’taki açıklamayı “Türk futbolunun az zarar görmesi” düşüncesiyle değil, “Kanaatle karar vermek adaletsizlik doğurur” zihniyetiyle yaptıysa, bu kez haklı kabul edilebilir mi?
Benim fikrim, cevabın yine “hayır” olduğu yönünde ... Çünkü futbolu yalnızca ceza hukukuna teslim etmek, spor hukukunu fiilen yok saymak anlamına geliyor. Eğer federasyonlar sportif kararları sadece yıllar süren mahkemelerin sonuçlarına göre alsaydı İtalya halen Calciopoli’2006’yı tam olarak çözememiş olacaktı. Ya da Türk futbolu, Ankaraspor/Ankaragücü sorununu halledememiş olacaktı bugün... Oysa spor çok hızlı işliyor; oyun, mahkemelerden çok çok daha hızlı akıyor.
Yaşanmış bir örnek, aslında bizim için yol gösterici olabilir: İtalya Futbol Federasyonu, Calciopoli’yle ilgili ilk kanaatine göre Juventus’u üçüncü lige düşürecekti, ama belge akışı hızlandıkça kararını ikinci lig olarak değiştirdi. İlk planda Milan’dan 15 puan silecekti, ama lig başladıktan sonra cezayı 8 puana düşürdü.
Yani federasyonlar pekâlâ kanaatle karar verebiliyorlar. Hatta gerekirse bu cezaları sezon içinde değiştirip en âdil hale getirebiliyorlar. Çünkü esas maksatları “Bu krizi İtalyan futbolunun en az zararla atlatması” filan değil. Saf ve pürüzsüz “adalet” i sağlamak.
SORU 4: TFF’NİN ELİNDE KANAAT OLUŞTURMAYA YETER DÜZEYDE BELGE VAR MIYDI?
Bu noktada akla gelen kritik soru sanırım şu: İtalya Federasyonu’nun elinde Moggi’nin hakem atamalarına direkt tesir ettiğine dair konuşma kayıtları vardı ve ivedilikle karar verebildiler. Peki TFF’nin elinde kanaat sahibi olabilecek düzeyde belge var mıydı?
Bu sorunun cevabını tabii ki sadece kozmik odaya girebilenler, bir de her nasılsa o odadan bilgi sızdırabilen(!) bazı meslektaşlarımız biliyorlar! Ama şu iki sorunun yanıtını tüm TFF Yönetim Kurulu üyeleri biliyor olmalılar:
a) Eğer TFF’nin elinde karar için kanaat oluşturabilecek düzeyde belge yoktu ise, neden üçü futbolcu, ikisi antrenör (yani beşi doğrudan sahanın içinde olan) toplam 17 kişi PFDK’ya tedbirsiz değil, TEDBİRLİ OLARAK sevk edildiler? Bu tedbirli sevk kararı, “Elimizde yeterli delil yok” açıklamasıyla çelişmiyor mu?
b) Bir TFF yöneticisinin, “Beşiktaş’ı da kurtardık sayemde. Teşekkür etmeleri lazım. Değil mi? Başka kimsede yok ki bu kadar şey... Sonuç...” cümleleri de bir kanaat itirafı sayılmaz mı?
“Sonuç” sözcüğünün (açıklama sahibinin iddia ettiği gibi) yabancı oyuncu yerine kullanılmış olduğunu algılayamamış olmam, benim zekâ geriliğimle mi ilgili acaba?
SORU 5: AVRUPA KUPALARINA GİDİŞ , KULÜPLERİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILABİLİR Mİ?
TFF’nin kanaatle karar veremeyip, bazı kulüplerin sezon içinde UEFA tarafından Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin önünü açması da, Türk futboluna küçük çaplı bir ihanet...
Çünkü bir (ya da birkaç) takımımızın Avrupa kupalarından ihracı sadece itibar açısından değil, sportif ve ekonomik açıdan da bedel ödememize neden olacak. Üstat Cemal Ersen 26 Temmuz’da Milliyet’te bu detaya değinmişti: Sportif olarak (şu anda 10’uncu olduğumuz) kıta sıralamasında ilk 12’nin dışında kalmak demek, 2013-14’te Şampiyonlar Ligi’ne direkt takım gönderememek demek. Devler Ligi’ne takım sokamamak demek, asgari 25 milyon euroluk gelirden de mahrum kalmak demek.
Ayrıca TFF’nin kamuoyunda oluşturduğu “Avrupa kupalarına göndereceğimiz takımları değiştirme vakti zaten geçti” imajı da doğru değil... İtalya, 6 Temmuz 2006’da UEFA’ya verdiği takım listesini 26 Temmuz’da pekâlâ değiştirmiş; iki yeni kulübünü Avrupa’ya gönderebilmişti.
SORU 6: PEKİ, TEK SUÇLU TFF Mİ?
Tabii ki bütün bu kaos ortamının faturasını TFF’ye çıkarmak da çok büyük haksızlık olur. Çünkü sokaktaki adama “gizlilik prensibi” filan dediğinizde artık gülüyor; Hürriyet’te, Habertürk’te, Takvim’de, Bugün’de ve başka birçok gazetede; bir Vatan yazarının ya da bir Taraf yazarının köşesinde okuduklarının gizli olmamasına anlam veremiyor.
Artık kamuoyu, spor ailesinde (biz dahil) hemen hiç kimsenin temiz olduğuna inanmıyor; “Suçluların dünyasında tek gerçek günah yakalanmakmış” diyor içinden... Şike soruşturması kapsamında yayına başlayan “Ne olur bana yardım edin Memedalibey Şov” la “Safiyesiz Faik Şov” u birer reality-şov hissiyatıyla gülerek ve eğlenerek takip ediyor halk...
SORU 7: ŞİMDİ NE OLACAK?
Kamuoyundaki güven erozyonu bu denli derin olunca, tamirinin uzun yıllar alacağını tahmin etmek de zor olmuyor.
Artık önümüzdeki yıl futbolcular sahaya avukatlarıyla mı çıkacak, boş kaleye golü atamayan oyuncunun maç sonu açıklamasını hukuk müşaviri mi yapacak, doğrusu bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz: Eğer bir önceki meclis, Şiddet Yasası’nı yenilerken spor mahkemelerinin kuruluşunun yolunu da açabilseydi; bugünkü krizi daha hızlı çözebilecektik. Belki o zaman TFF, bu kritik kararı kanaatle verme yükü altına girmek zorunda kalmayacak, iş mahkemede halledilecekti.
Olmadı. Bundan sonra da ne olsa, kekremsi bir tat kalacak damağımızda... 9 Eylül’den sonra ne karar alınırsa alınsın tatsız yıllar bekliyor bizi... Çünkü “geç kalmış adalet”, gerçek adalet olmuyor."
Etiketler:
futbol,
safiyesiz faik şov,
uğur meleke,
şike soruşturması
15 Ağustos 2011 Pazartesi
...
Aykut Kocaman, Alex ve diğerlerinin bu işlerle alakaları olmadığına güvenim tam olsa da... Mehmet Ali Aydınlar'ın bugün söylediklerinden sonra Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona'yı yensek ne farkedecek? Sevinebilecek miyim? Sevinmeyi geçtim rahatça maçı izleyebilecek miyim? Sence?...
Şike soruşturmasında bazı şeyler netleşene ve bir takım kararlar alınana kadar -olumlu&olumsuz hiç farketmez- bu futbolla ilgili yazdığım son şey olsun. İnsanlar birbirini bıçaklamaya başladığında en ufak payım dahi olsun istemiyorum, insanların kanı aktığında da birkaç yıl önce gencecik oğlunu acı bir şekilde kaybeden Mehmet Ali Aydınlar ne hisseder bilemiyorum...
Hadi eyvallah...
Şike soruşturmasında bazı şeyler netleşene ve bir takım kararlar alınana kadar -olumlu&olumsuz hiç farketmez- bu futbolla ilgili yazdığım son şey olsun. İnsanlar birbirini bıçaklamaya başladığında en ufak payım dahi olsun istemiyorum, insanların kanı aktığında da birkaç yıl önce gencecik oğlunu acı bir şekilde kaybeden Mehmet Ali Aydınlar ne hisseder bilemiyorum...
Hadi eyvallah...
14 Ağustos 2011 Pazar
Bu Nasıl Hata?
Fotoğrafta da görüldüğü gibi, Trt 3, yani diğer adıyla Trt Spor, Alex'in geçen sezon attığı golleri yayınlarken, azımsanmayacak bir süre sağ alt köşede "Bank Asya 1. Lig özetleri" yazdı.
Hataysa nasıl bir hata bu?
Kasıtsa, yazılacak tek şey küfür...
Etiketler:
alex de souza,
bank asya 1. lig,
fenerbahçe,
hata,
trt 3,
trt spor
7 Ağustos 2011 Pazar
Tarihten fotoğraflar bilmem kaç...
İlk fotoğrafımız, Fenerbahçe'nin 2000/01 sezonu şampiyonluğu kutlamasından... Muhtemelen bizim meşhur maymun Çarli, Petek Dinçöz'le öpüşüyor, pardon yani şampiyonluğu kutluyor.
2. fotoda, tahmin edilebileceği gibi, Aziz Yıldırım'ın eski eşini görüyoruz, Yıldız Yıldırım... Bu da bayağı eski bir fotoğraf ve Yıldız hanım çok ciddiyken, Aziz Yıldırım'da ilginç bir gülümseme var.
Günün son fotoğrafı, Şükür ailesi... Çocuklar kime benziyor, karar sizin...
Etiketler:
arşiv,
aziz yıldırım,
beyda şükür,
fenerbahçe,
futbol,
nostalji,
petek dinçöz,
yıldız yıldırım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










