16 Kasım 2009 Pazartesi

Derbi Biletleri Sonunda Satışa Çıkıyor


Beklendiği gibi 75 TL'den satışa çıkıyor yeni ve eski açık tribün biletleri. Yarın 10:00'dan itibaren alınabilecek. Fenerbahçe tarafı, yani deplasman tribünü biletleri ise perşembe sabah 10'da Saracoğlu-Migros yanındaki gişeden satılacak. Uzun zamandır derbiye hazırlanıyordum, fakat büyük ihtimal gidemeyeceğim. Cuma günü sınavım var ve perşembe sabahı Kadıköy'e gidip bilet almam imkansız. Kişi başı 1 bilet alınabilecekmiş, yoksa bir arkadaşıma aldırtırdım. Beşiktaşlıların arasında maç izlemeyi sorun eden biri değilim, şimdiye kadar 3 (ligde 2) maç izledim İnönü'de Beşiktaşlıların arasında ve 3'ünü de kazandık. Kafama eserse yarın sabah alırım yeni açık biletimi... Yoksa %95 tv karşısındayım. İnşallah olaysız, güzel atmosferli bir karşılaşma olur...

Türkiye Kupası Kuraları


A Grubu: Fenerbahçe / Eskişehirspor / Antalyaspor / Altay / Tokatspor
B Grubu: Galatasaray / Trabzonspor / Ankaragücü / Orduspor / Denizli Belediyespor
C Grubu: Sivasspor / Bursaspor / Denizlispor / Giresunspor / Tarsus İdmanyurdu
D Grubu: Beşiktaş / Kasımpaşa / İstanbul BŞB. / Manisaspor / Konya Şekerspor

Walter Mazzarri ve Napoli Mucizesi


Mazzarri 6 Ekim'de geçti Napoli'nin başına. Son Milan ve Juventus maçları çok konuşuldu ama bunun öncesi de var. 6 Ekim dedik, ilk maçına ayın 18'inde çıktı Mazzarri. Evlerinde Bologna'ya karşı oynadılar. 1-0 gerideydiler, 73'te eşitliği yakaladılar ve son dakikada Maggio'nun golüyle galip geldiler. Bir sonraki maçta Fiorentina deplasmanındaydılar ve yine Maggio'nun kaydettiği golle 1-0 kazandılar. Maggio bu sefer 89. dakikada attı. Devamındaki Milan ve Juventus maçları biliniyor zaten. Milan maçında dakika 5, 2-0 gerideydiler. 90. dakikaya kadar bu devam etti. Ama iyi oynadıklarını söylemeliyim. Uzatmalarda attıkları 2 golle eşitliği yakaladılar (German Denis'in golündeki sevinç görülmeye değerdi). Juventus maçında da deplasmanda 59. dakikaya 2-0 geride girdiler, sonuç 3-2! Bu ayın 7'sinde oynanan Catania maçını özel olarak bekledim yine aynı şeye imza atabilecekler mi diye... Hatta maçın ilk 85 dakikasını izlemedim, netten yayını açtığımda German Denis girmişti oyuna bir "acaba" dedim ama maç başladığı gibi 0-0 bitti.

Yakın zamanda ben böyle başka bir şey hatırlamıyorum... Hatırlayan varsa not düşsün. Bahis oynayanlar da Napoli'nin bu durumunu dikkate alsın.

Ankaragücü'ndeki Son Gelişmeler


Dün gece çok geç saatlere kadar Star'da Ertem Şener'in sunduğu ve Cem Dizdar, Bilgin Gökberk, Selçuk Yula ve Ali İsmet Ural'ın yorumcu olduğu Futbolig'i izledim. Aslında tamamını izleyemedim ama Ankaragücü'yle ilgili konuşmaların çok büyük bir bölümünü takip ettiğimi sanıyorum.

Önce Melih Gökçek bağlandı yayına. Uzun uzun konuştu. Neler söylediğini konuya biraz hakim ve Melih Gökçek'i daha önceden dinleyen herkes tahmin edebilir. Aslında kendisinin başkan olmak istediğini fakat Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu için başkan olamadığını itiraf etti sorulan bir soru üzerine. Hedefi Ankaragücü'nü şampiyon yapmakmış. Fakat oğlu kulübün başkanı olduğu ve son yaşananların belki de 1 numaralı adamı olduğu halde, çoğu şeyden haberi olmadığını söyledi. Yeni hocayla anlaşıldığı (ona da Allah sabır versin) ve Hikmet Hoca'yla da tazminat konusunda uzlaşmaya varıldığı haberi geldiğini söyledi. Bu arada Hikmet Karaman'a en çok kızdığı konulardan biri, yaptığı oyuncu değişikliğiymiş. "Şu oyuncu, şurada oynar mıymış?" Ciddi ciddi söyledi bunu ve Süper Lig'de görev alan bir antrenörün bunu nasıl yapabildiğini sordu. Lafın kısası Hikmet Karaman'dan taktik konuları daha iyi bildiğini sanıyor/zannediyor.

Daha sonra Ahmet Gökçek'le yapılan röportaj gösterildi. O da anlattı, anlattı ama boşuna... Hikmet Karaman'ın aslında tazminatın 1 milyon 700 bin dolar gibi yüksek bir rakam olduğu söyleniyor fakat sözleşme geçersizmiş Gökçek'lere göre. Bu durumda da aylarca geçersiz sözleşmeyle çalıştığı ortaya çıkıyor Karaman'ın. Oğul Gökçek'in Hikmet Hoca'ya kızdığı bazı noktalar şunlar; "Kamp yapılacak otelleri kendi seçiyor, bizim dediğimiz otele gidilmiyor, oyuncuları, prim sistemini o belirlemek istiyor. E o zaman biz ne işe yarıyoruz?" Söylediği buydu.

İki Gökçek dinlendikten sonra yorumcular Melih Gökçek'in "Hikmet Karaman'la da tazminat konusunda anlaşıldığı duyumunu aldım" demesi üzerine, Hikmet Hoca'yı eleştirmeye başladılar haklı olarak o kadar tantanadan sonra davadan döndüğü için. Sonunda Hikmet Karaman da bağlandı telefona. Durumu anlattı. Aslında 1 milyon 700 bin dolar değilmiş tazminatı. Bunun içinde şampiyonluk, Türkiye Kupası alınması vs. ekstra primleri varmış. Kendisi yıllık 700 bin dolar alıyormuş Ankaragücü'nden. Alıyormuş almasına da, şimdiye kadar 5 kuruş alamamış ve içeride 450 bin doları varmış. Ayrıca oyunculara, kulüp çalışanlarına da para verilmiyormuş ve bir zamanlar Fatih Terim'in de yaptığı gibi Hikmet Hoca ve bazı oyuncular kendi ceplerinden para vermişler ilk 18'e giremeyen oyunculara ve kulüp çalışanlarına "harçlık" sayılabilecek parayı. Melih Gökçek'in söylediği gibi de anlaşma falan yokmuş, olay mahkemedeymiş ve sonuna kadar hakkını arayacakmış.

Çok büyük ölçüde haklı olduğunu düşünüyorum ben Hikmet Karaman'ın. Elbette prim sistemini vs. Hikmet Hoca belirleyecek. Takım yavaş yavaş uyum sorununu atlatırken -Sezon başı Hoca'nın kalmasını istediği Mehmet Yılmaz vs. gibi oyuncuların ondan habersiz gönderilmesi, daha sonra da yine direkt Hoca istemeden Ankaraspor'un yarısının kulübe kazandırılması ayrı bir fiyaskodur- Galatasaray'ı öyle veya böyle 3-0 yenmişken, Melih Gökçek'in "Şu oyuncu stopermiş, sağ bek oynar mıymış?" demesi ve Hikmet Karaman'ın teknik adamlık bilgisini sorgulaması bir yana kendini ondan üstün görmesi insanın ağzını açık bırakıyor...

Şaka Gibi...


Ülkemizde başarıyla futbol oynayan ve şimdilerde -maalesef şimdiye dek desem daha doğru olacak- Yunanistan'da Tümer'in takım arkadaşı olan Antonio de Nigris de artık aramızda değil. Ölüm nedeni kalp krizi. Gerçekten inanası gelmiyor insanın böyle ölümlere...

15 Kasım 2009 Pazar

Rambo Okan Kadar Aklınız Yok


Takımların 1.000-2.000 kişilik kemik taraftarlarının birbirinden farkı yoktur benim gözümde. Karşıyakalısından, Karagümlüklüsüne kadar. Yüzbinlerce, milyonlarcasını değerlendirdiğimizde bazı ayırt edici özellikler ortaya çıkabilir ama bu 2.000 kişilik grupların hepsi aynı mantalitededir. Antu bütün Galatasaray taraftarlarını göstererek "Hayvan Sürüsüsünüz" yazmış (foto değiştirilmiş). Ayıp edilmesi bir tarafa, oradaki insanların arasında gayet efendi, okumuş, olaylardan uzak duran insanlar olduğunu bizzat ben biliyorum çünkü bir arkadaşım mesaj attı maçtayız diye... Çocuk Boğaziçi'nde Sosyoloji okuyor ve hayatında en ufak bir olay bile çıkarmamıştır. Fakat... Sahaya girip olay çıkaranlara, eline geçeni sahaya fırlatanlara aynı saygıyı gösteremem. Onlara insan desem, kendimden utanırım. Hayvan desem, güzelim hayvanlara ayıp olur. Fenerbahçe-Efes Pilsen maçının ardından olay çıkaranlar için "Fenerbahçeli Yaratıklar" başlığını atmıştım, bugünküler için de farklı bir şey düşünmüyorum. Rambo Okan'ı tanıyan biri olarak söyleyebilirim ki, o, sahaya olay çıkartmak için giren Fenerlisinden de, Galatasaraylısından da, Beşiktaşlısın dan da, x'lisinden de daha zararsız...

Domenech'ten Bile Kötü

14 Kasım 2009 Cumartesi

Sıra 200'de!


Casillas bu akşam Arjantin'e karşı 100. kez milli formayı sırtına geçirdi. Del Bosque de son dakikalarda onu oyundan alarak alkışlattı. Kalecilerin emeklilik yaşı düşünüldüğünde Casillas'ın rekor kırması sürpriz olmaz... Olan Reina'ya oldu, adam başka bir ülkenin formasını giyseydi 100'ü görebilirdi ama bu gidişle 40-50'yi bile geçemeyecek. Şampiyonlarda oynayamaması da cabası.

Louis Thomas Buffon









Ne anneye, ne de babaya benzetebildim ben Louis Thomas'ı. Gerçi Buffon kusura bakmasın ama hayat arkadaşı Alena Seredova'nın hastasıyım ve bir çırpıda sayacağım 10 güzelden biridir. Bakalım ileride babası gibi efsane bir futbolcu olabilecek mi?

O Şimdi Bursa'daydı!


Onu sezon başı Ertuğrul Sağlam Bursaspor'a istemişti. Roberto Carlos sakatlanmasaydı da büyük ihtimal şans bulamadığı için ayrılacaktı. Ama R. Carlos'un sakatlık döneminde çok yararlı oldu ve formayı kaptı. Önemli işler yaptı, fazla konuşulmasa da benim için ilk 12 haftanın en önemli kahramanlarından biri. Aldığı para, toplam maliyeti ve sorunsuz yapısı düşünüldüğünde her takıma bir Vederson lazım...

Cızzzzzz!




12 Kasım 2009 Perşembe

Desteklediğim Takımların Son Durumları


Fenerbahçe zaten hayatımız olmuş da diğerlerinden de bahsetmek lazım ara ara. Açıkçası Fenerbahçe'nin 10'da 1'i kadar sevdiğim bir Avrupa Takımı yoktur. Sık sık değiştirdim bu yaşa kadar desteklediğim takımları, şartlara ve oyunculara göre... İşin aslı takım değil oyuncu tutarım. Ama bazı takımlar istisna... Kadrolardaki oyunculara özel bir ilgim, aşırı sevgim olmamasına rağmen seviyorum ve maçlarını elimden geldiğince izlemeye çalışıyorum.

İlk olarak Celtic'ten bahsedeyim. Geçen sene ezeli rakiplerine kaptırılan şampiyonluğun ardından -3 yıl arka arkaya şampiyon olunmuştu- teknik adam değişikliğine gidildi. Bayağı sevdiğim bir hoca olan Gordon Strachan'ın yerine -o da şu an Middlesbrough'nun başında- Tony Mowbray takımın yeni hocası oldu. Sezon başı ilk olarak Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Dinamo Moskova zor da olsa elendi fakat son basamakta kurada Arsenal çıkınca paşa paşa UEFA Avrupa Ligi'nin yolu tutuldu. Gerçi ilk maçı izlemiştim, maçın hakkı 2-0'lık mağlubiyet değildi ama zaten formda Arsenal karşısında pek umudum yoktu. Lige fena başlanmadı, 11 maçta 24 puan var. Tabii görecelidir bu da, Daum İskoçya'da olsa 30 puan yapardı! :) Rangers süper olsaydı bu 24 puan sorun yaratabilirdi fakat onların da 10 maçta 22 puanları var. Yarış yine son haftaya kadar sürecek gibi. UEFA'da ise şimdiye dek büyük hayal kırıklığı yaşandı. Gruptaki takımlar Hamburg, Rapid Wien ve Hapoel Tel-Aviv. Kuralar çekildiğinde en kötü ihtimal Hamburg'un ardından 2. olurduk diyordum fakat Hapoel Tel-Aviv 4 maçta topladığı 9 puanla lider. Onu 7 puanla Hamburg takip ediyor. Bizim sadece 2 puanımız var. Kalan maçlar içeride Tel-Aviv'le ve deplasmanda Rapid'le. Kalan 2 maçta 6 puan alsak dahi çok büyük bir sürpriz olmazsa gruptan çıkamayacağız. Zaten ben maksimum 4 puan alabileceğimizi düşünüyorum...

Sırada Borussia Dortmund var. Celtic'in çocukluk yıllarımla alakası yok ama Dortmund'u taa 95-96'lı yıllardan beri severim. 2000'li yılların ilk yarısında gerçi hiç ilgilenmedim takımla ama Arsenal'i bırakmam sonucu iki eski takımıma dönüş yapmaya karar verdim (Dortmund'un yanında Newcastle). Bu sezon 4 maçını izleyebildim henüz Dortmund'un. Beklentilerimin bayağı altında kaldık fakat onca para harcayan Bayern Münih sadece 3 puan üstümüzde, Stuttgart 10 puanla kümede kalma potasında. 12 maçta alınan 4 galibiyet, 5 beraberlik var. Gerçi özellikle son 5 haftadır toparlanma görüyoruz, 3 galibiyet 2 beraberlik alındı bu süreçte. 4 yediğimiz Hamburg maçını, 5 yediğimiz Münih maçını izlemem büyük talihsizlik olsa gerek. Zaten bu 2 maç dışında 2 gol yediğimiz maç bile yok. Nuri bütün maçlarda 90 dakika oyunda kalan 4 oyuncudan biri ve performansında yükselme varmış (nedense benim izlediğim maçlarda vasatın altında kalıyor). Diğer 3 oyuncu ise kaleci Weidenfeller, Owomoyela ve sevdiğim defans oyuncusu Subotic.

Newcastle'dan bahsedeyim biraz da. İşler gayet iyi gidiyor ve çok büyük bir aksilik olmazsa seneye yeniden Premier Lig'deyiz. 16 maç sonunda 33 puanla lideriz. Bir ara tökezlesek de (art arda 4 maç sadece 2 puan alabildik) toparlandı takım ve son 3 maçı kazandık. Takımdan önemli yıldızların çoğu ayrıldı fakat hala Coloccini, kaleci Steve Harper, Jose Enrique, Kevin Nolan, Alan Smith ve Carroll gibi kaliteli oyuncular var. Geremi'nin de hala kadroda bulunduğunu ve az da olsa zaman zaman süre aldığını belirteyim.

Bu 3 takım dışında kendime çok yakın hissettiğim bir yabancı takım yok. Gerrard için Liverpool'luyuz fakat zaten takımın durumunu herkes biliyor. Roma'da da adamım Spalletti ayrıldı, bir Vucinic'im kaldı. Sadece 2 maç izledim bu sezon -zaten biri sezon başında Kösice'ye karşı UEFA ön eleme maçıydı ve kazanamamıştık- o yüzden takım şöyle top oynuyor falan demem doğru olmaz. Ama işlerin hiç de iyi gitmediği ortada. Son 5 lig maçında sadece 4 puan alındı. Avrupa Ligi'nde ise durum çok kötü değil, büyük ihtimal gruptan çıkılacak. 4 maçta 7 puan toplandı ve Basel'in ardından 2. sıradayız.

Kapanışı Eyüpspor'la yapmak istedim. Zaten ara ara bahsediyorum, ama son haftalarda takım cidden çok iyi durumda. Hamza Hoca toparladı takımı, inşallah bir daha küme düşme korkusu yaşamayız.

Zirvedeki İkilinin İlk Devredeki Son 5 Karşılaşması


1. Lig'in 18 takımdan oluştuğu 1994/95 sezonundan itibaren ilk devreyi, yani 17 maçı en çok puanla tamamlayan takımlar şu şekilde (42 ve üstünü aldım listeye);

2005/06 - Fenerbahçe: 45 puan
1995/96 - Trabzonspor: 44 puan
1996/97 - Galatasaray: 44 puan
2003/04 - Beşiktaş: 43 puan
2004/05 - Fenerbahçe: 43 puan
1995/96 - Fenerbahçe: 42 puan
1999/00 - Galatasaray: 42 puan

1995/96'da Trabzonspor 44, 2003/04'te Beşiktaş 43 ve 2005/06'da Fenerbahçe 45 puana rağmen şampiyon olamadı. Dolayısıyla ilk yarıyı rekor puanla tamamlamak önemli olsa da, görüldüğü gibi şampiyonluk demek değil.

İlk yarının bitmesine 5 maç kaldı ve Fenerbahçe-Galatasaray ikilisi bu puanlara yaklaşabilirler. Fenerbahçe'nin 46, Galatasaray'ın 43 puan yapma ihtimali var. Fakat maçlara baktığımızda iki takımın da 40 puan ve altında kalmaları sürpriz olmaz. Fenerbahçe 3 deplasmana gidecek, ikisi Beşiktaş ve Trabzonspor. Diğeri de ligin kaliteli ekiplerinden Eskişehir. İçerde Kasımpaşa ve sorunlu Ankaragücü ile oynayacağız ve bu maçlarda puan kaybı beklemiyorum. Pek tabii ki büyük sürpriz olmaz fakat deplasman maçları da düşünüldüğünde 6 puanın alınması gerekir. 3 deplasmandan da 7 puan çok çok iyi olur, 6 puan iyidir, 5 puandan aşağısını düşünmek bile istemiyorum. İşin özü, bu 5 maçta 11 puan alırsak sevinirim. 2 mağlubiyet ise çok kötü olur cidden... Galatasaray'ın fikstürü Fenerbahçe'ye oranla daha iyi. Derbi oynamayacaklar ve 3 maç içeride. Sami Yen'deki maçlar sırasıyla Manisa, Belediye ve Gençlerbirliği ile. Deplasmanda ise Bursa ve Antalya ile oynayacaklar. Galatasaray bu 5 maçta içerideki Manisa ve Bursa deplasmanı dışında fazla sıkıntı yaşamaz diye düşünüyorum. Gerçi Abdullah Avcı'nın ekibinin ne yapacağı da belli olmuyor, 6'şar yiyorlar, en olmadık maçı kazanıyorlar. Manisa'yı yenerlerse tahminim iki ekibin ikinci yarıya maksimum 1-2 puan farkla gireceği. Bekleyip göreceğiz...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Sihirbaz Hamza Hamzaoğlu


Hamza Hamzaoğlu Eyüpspor'un başına 2 Ekim'de geçti, yani 40 günlük bir süre geçmiş üzerinden. Göreve başlamadan önce Eyüpspor çok kötü durumdaydı, 5 maçta sadece 2 puan alınabilmiş üstelik sadece son İstanbulspor maçında gol atılabilmişti. İlk Tepecik maçında Eyüpspor'un başında sahaya çıktı, 3-0'lık şok bir mağlubiyet alındı. Herkes takımdan ümidi kesmişken ve Hamza'yla da olmayacak derken her şey tersine döndü ve çok iyi bir ivme yakalandı. İlk 6 maçta alınan puan 2'yken, son 5 maçta toplanan puan 13. Yani 4 galibiyet, 1 beraberlik. İnsanın inanası gelmiyor hakikaten. Son sıradayken 6 hafta önce, şimdi 1 maç eksiğimiz var onu kazandığımızı düşünürsek 2. Turgutlu ile arada sadece 3 puan kalıyor. Son maçta da sahamızda güçlü Sarıyer'i mağlup ettik. Ben bu statüde yükselme grubuna çıkmaya karşıyım, grubu 3. tamamlayıp klasman grubunda 1. olalım...

İstifa!


Ayrılık zamanı çoktan geldi de geçiyor bile...

10 Kasım - ÜNİFEB





Kelimelerin Kifayetsiz Kaldığı Anlar

FM 2010 Değerlendirmesi


Yaklaşık bir haftadır yemeyip içmeyip oyunu oynuyordum ve gazetelerde annemin "günde 14 saat FM oynayan genç, Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapamadan ölü bulundu" manşetini görmemesi için gerekli bilgileri kaydedip az önce bilgisayardan sildim FM'yi. İki sezon oynadım, daha öncesinde de demoyla bayağı haşır neşir olduğum için detaylı bir yazı yazabilirim. Değerlendirmelerim 10.1 patch'ine göredir, belirteyim.

Oyun hakkında yorum yaparken, database'in artıları/eksilerini ayrı, maç motoru ve oyunun genel oynanabilirliğini ayrı değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Maç motoru ve oyunun geneliyle başlayayım.

- 1 sezon Fenerbahçe'yle, bir sezon da Napoli'yle geçirdim. Fenerbahçe'yle zor da olsa şampiyon oldum. 2006'daki Galatasaray şampiyonluğuna benzeyecekti az kalsın. Son haftaya girerken ben 72 puandaydım, Galatasaray 71. Son maçı deplasmanda Manisa'ya karşı oynadım, Galatasaray da evinde Sivas'a karşı. Galatasaray 78. dakikaya kadar öndeydi, ben de 75. dakikaya Sezer'in attığı golle 1-0 geride girdim. Şampiyonluk gidiyordu anlayacağınız. Fakat Sivas'ta Mehmet Yıldız, bende de frikikten Alex gol atınca, 73'e 72 şampiyon oldum. Ek olarak sezon başı Beşiktaş'ı yenerek Süper Kupa'yı, sezon sonu yine Beşiktaş'ı yenerek Türkiye Kupası'nı kazandım. UEFA'da ise gruptan 1. çıktıktan sonra Kopenhag'ı eledim, 2. turda -yani son 16da- Roma'ya elendim. İlk maçı deplasmanda 3-1 kaybettim, ikinci maçta 1-1 berabere kaldım fakat hem Semih'in, hem de Roberto Carlos'un şutları direkten döndü. Tabii bana göre en önemli nedenlerden biri de devre arasında Lugano'yu 17.5 milyon euro'ya Chelsea'ya sattım (database değerlendirmemde değineceğim bu konuya). Onun yerine 13.5 milyon euro'ya Naldo'yu aldım Werder Bremen'den. Naldo Bremen'le kupada oynadığı için ben oynatamadım ve Bilica da sakat olduğu için Bekir-Önder ile çıktım Roma maçına...

- Sezon başında kurduğum sistem 4-1-3-1-1'di. İlk maçlarda sistem çok iyi gitmişti fakat devre arasına yakın kötü sonuçlar almaya başlayınca 4-2-3-1'e döndüm. Bu yeni çıkarılan özellikler (trequartista, poacher vs.) oyunun detaylarıyla uğraşmayı sevmeyenlerin çok işine yaramıştır diye düşünüyorum. Bu ve benzeri yeniliklerde hakkını vermek lazım oyunu yapanların. Zaten herkes "süper oyun, dehşet, harika" falan diyor, ben daha çok kötü polisi oynayayım.

- Fenerbahçe'yle oynarken zayıf rakiplere karşı çok az pozisyon verdim. Ligde 34 maçta 19 gol yedim zaten sadece. Fakat maç motorunun en büyük eksilerinden biri bana göre zayıf takımların maç boyu pozisyona girememelerine rağmen, frikik veya kornerden tak diye golü atması. Bak Roma'dan da 3 yedim, ama bir şey demiyorum çünkü salak gibi gereğinden ofansif başlamıştım maça ve 5 de olabilirdi. Ama 33. hafta oynadığım Kasımpaşa maçı var ki, hakikaten bu olmamalı. Maç boyu 14-15 kez atağım gösterildi, sadece 1 gol atabildim. Kasımpaşa ise tam ceza sahası çizgisinin üstünde frikik kazandı ve golü taktı 87'de. Çıkaramadım da o dakikadan sonra. Faulün nasıl olduğunu gösterse bir şey de demeyeceğim, pozisyon direkt atışla başlıyor.

- Yine bunun gibi kontra ataklar da büyük sorunlardan. Defansı çok öne taşırsın, kanatları tamamen hücuma yönelik oynatırsın, 4-1-5 gibi bir sistemle oynarsın (bunu yapıyorum zaman zaman çünkü) adamlar 3-4 de yapar o zaman, tamam. Ama ben öndeyim ve ortalama bir Anadolu takımıyla oynuyorum. Son dakikalarda gol yemeyeyim diye defansı geriye çekip kapanıyorum, 2 tane ön liberoma da defans görevi veriyorum. Gol yerim, o sorun değil. Sorun, bu 6 oyuncuyu geriye yaslamışken kontradan gol yemem. Hem de iki bekim ileri çıkmış, Bilica ileri çıkmış. E ben bunları tamamen defansif yaptım, nasıl oluyor bu? Gerçi sadece 2 kez oldu, tesadüf de olmuş olabilir. Ama dakika 85, öndeysem ve geriye çekilip kapanmadıysam gol yemiyorum. Fakat geriye çekilince sanki "sen nasıl kapanırsın" dercesine ve ceza verirmişcesine gol yiyorum kontradan. Olmamalı bu da.

- Bu antrenörlerin tavsiye olayları çok iyi olmuş. Fakat Fenerbahçe'nin bütün antrenörleriyle yolları ayırıp en iyilerini getirmeme rağmen adam bana "Alex korner atmasın" diyebiliyor. Alex'in korner atışı 20 üzerinden düşük olsa tamam da değil ki.

- Oyunu her yıl biraz daha geliştirdikleri, üstüne koydukları açık. Gerçi son 2-3 yıldır sadece 1-2 hafta oynayıp bilgisayardan sildiğim için "FM 2009'dan daha iyiydi" vs. demem doğru olmaz ama ayrıntılara önem verdikleri, benim gibi ruh hastalarının bu ayrıntıları çok önemsediğini bildiklerini ve "gerçeğe daha yakın olması için neler yapabiliriz?" diye kafa yorduklarını biliyorum. Çok da eleştirmeyeyim bu yüzden oyun geneli ve maç motorunu.



Database'e gelince...

Tabii burada yazacağım çoğu şey göreceli olduğu için doğrusu budur vs. diyemem. Fakat kendime göre yapılan yanlışları da belirtmeden duramayacağım.

- Yanlışım yoksa her ülkenin kendi görevlileri var ve onlar değiştiriyor veri tabanındaki bilgileri. Yani gidip de bir Messi'nin ayarını Türkiye ekibinden biri değiştiremeyeceği gibi, Fenerbahçe'nin ayarlarını da bir Portekizli değiştiremez. Böyleyse -değilse uyarın- eleştirim büyük ölçüde oyunun Türkiye görevlilerine olacak...

- İlk gözüme çarpan Tuncay Şanlı Milli Takım kadrosunda yok. En azından bende yok. 1 yıl boyunca kadroya almadı Fatih Terim onu. Hem de kaptan gözükmesine rağmen. Kadroda olur, oynamaz o başka bir şey. Ama kadroda nasıl olamaz? Sırf belki bir seferliğine böyle olmuştur diye 5-6 kez oyunu baştan açtım, yine yoktu kadroda. Tuncay'ın editörden değerlerine baktığımızda reputation değerleri fena değil ama yetenek değerleri bana göre normalden bayağı düşük (146'ya 155). Ama sırf bu nedenle seçilmeme gibi bir durumu olmamalı, çünkü tanınırlığı dediğim gibi gayet iyi, en azından kadrodaki çoğu oyuncuya göre... Bug olabilir mi acaba?

- İkincisi oyunun başında Van der Vaart'ın Galatasaray tarafından kiralanması. Belki Fenerbahçe de alıyordur bilemiyorum. Ama normalde 26 yaşında ve Avrupa'nın bütün kulüplerine transfer olabilen bir Van der Vaart Türkiye'ye gelir mi? Kulüplerin reputation değerlerine baktım hemen editörden, gerçekten abartmışlar. Özellikle de Fenerbahçe ve Galatasaray'ı. Ya da şöyle diyeyim, bazı kulüpleri düşük yaptıkları için bana bu değerler çok yüksek göründü. Tottenham'ın değeri 7.150 iken, bu iki kulübümüzün değeri 7.750. Normal mi bu? Başka bir örnek, önüne gelen bütün adamları alabilecek gücü olan Manchester City 7.850. Yani neredeyse oyunda City'nin alabildiği bütün adamları parası varsa bu iki takım da alabilir... Celtic ve Rangers da 7.000, Cagliari de? Olacak iş mi bu? Fenerbahçe-Galatasaray 7.750 ise bana göre Tottenham en kötü 8.000, Celtic-Rangers da 7.500 olmalı.

- Yine oyuncu değerlerine dönelim... Tuncay'a acayip taktım çünkü. Tuncay 146'ya 155 ve Nihat 150'ye 165. Yani oyunda Nihat Tuncay'a göre bir üst sınıf... Yine kim ne derse desin Arda'yı da çok abartmışlar, 155'e 174. Emre Belözoğlu 145'e 155'ken, Mehmet Topal 140'a 157. E normal mi bunlar? Hamit 151'e 155, Gökhan Gönül 145'e 158. Topal, Hamit ve Gökhan'ı neredeyse aynı yapmışlar. Yine gözüme çarpan Nobre'yi çok çok kötü yapmışlar, 128'e 135. Trabzonspor'un kalecisi Tony Sylva 145'e 155 (oha). Aydın Yılmaz'ın potansiyeli 157'yken (oha ki ne oha), Yusuf Şimşek'in 145, Ceyhun'un 140. Onlar yaşlı diye azdır demeyin, Roberto Carlos'un 190, Rüştü'nün 170...

- Dediğim gibi kişisel görüşler bunlar, bana göre iyi olan bir futbolcu başkasına iyi gelebilir. Ama yüzbinlerce insanın oynadığı oyunda oyuncuların değerleri ayarlanırken 2-3 kişi kafasına göre karar almamalı bence. Bak yine aklıma geldi, bizim Lugano'nun oyuncu değerleri normal fakat onun da tanınırlılığını abartmışlar. 17.5 milyon euro'ya (hem de taksitsiz falan) Chelsea aldı Lugano'yu... Normalse bu söyleyin...

FM 2010 Oyuncu ve Kulüp Değerleri


Potansiyeli en yüksek Türk genç oyuncular (22 yaş altı);

- arda turan (155-174)
- sinan bolat (125-160)
- mevlüt erdinç (140-165)
- aydın yılmaz (126-157)
- eren güngör (131-163)
- özer hurmacı (135-156)
- nuri şahin (137-167)
- ceyhun gülselam (125-156)
- ismail köybaşı (118-159)
- gökhan töre (85/-9)
- batuhan karadeniz (125/-9)
- sercan yıldırım (135/-9)
- emre çolak (98/-9)
- berkin arslan (90/-9)
- necip uysal (110/-9)

Şu andaki yeteneği 200 üzerinden 145 üstü Türk oyuncular;

- arda turan (155-174)
- nihat kahveci (150-165)
- servet çetin (146-148)
- mehmet topuz (145-150)
- tuncay şanlı (146-155)
- volkan demirel (147-161)
- gökhan gönül (145-158)
- hamit altıntop (151-155)
- emre belözoğlu (145-155)

Oyunda şu andaki yeteneği 180 üzeri oyuncular;

- gianluigi buffon (182-194)
- steven gerrard (185-185)
- zlatan ibrahimovic (182-187)
- kaka (187-192)
- cristiano ronaldo (190-195)
- fernando torres (182-186)
- iniesta (180-187)
- michael essien (182-188)
- rio ferdinand (180-180)
- frank lampard (180-180)
- julio cesar (182-186)
- xavi (183-184)
- iker casillas (185-190)
- franck ribery (180-185)
- lionel messi (190-195)

Oyunun potansiyeli en yüksek 22 yaş altı oyuncuları;

- marko marin (138-180)
- hatem ben arfa (149-185)
- sergio agüero (171-189)
- mauro zarate (162-180)
- pato (166-187)
- cesc fabregas (172-186)
- lionel messi (190-195)
- marek hamsik (155-182)
- hugo lloris (166-185)
- karim benzema (165-186)
- miralem pjanic (138-186)
- moussa sissoko (138-180)
- mamadou sakho (136-184)
- alexis sanchez (141-180)
- tony kroos (138/-10)
- eduardo salvio (125/-10)
- nicolas otamendi (136/-10)
- mario balotelli (152/-10)
- martin galvan (85/-10)
- alphonse areola (70/-10)

En ünlü kulüpler;

- barcelona (9.550)
- real madrid (9.500)
- man utd (9.350)
- chelsea (9.100)
- inter (8.950)
- liverpool (8.950)
- juventus (8.850)
- bayern münih (8.800)
- milan (8.750)
- sevilla (8.600)
- arsenal (8.600)
- a. madrid (8.500)
- valencia (8.400)
- lyon (8.400)
- porto (8.300)
- villarreal (8.200)
- benfica (8.150)
- roma (8.150)
- fiorentina (8.150)
- sao paulo (8.150)
------------------------------
- fenerbahçe (7.750)
- galatasaray (7.750)
- beşiktaş (7.250)
- trabzonspor (6.500)
- bursaspor (6.100)
- sivasspor (6.100)

02 Kasım 2009 Pazartesi

Kayserispor Kaybetse Yazık Olurdu


Maçları genelde Fenerbahçe üzerinden değerlendirdiğimden, rakiple ilgili az şey yazarım fakat bugün ilk olarak Kayserisporlu futbolcuları, teknik ekibi tebrik etmek istiyorum. Volkan yerine daha ortalama bir kaleci olsaydı bugün kalede, "Alex yoktu, Fener 4 oldu" gibi manşetler görebilirdik yarın gazetelerde. Tabii ki Fenerbahçe'nin bugünkü sorunları büyük etken Kayserispor'un son 20 dakikada kazandığı pozisyonlarda ama Tolunay Kafkas ve öğrencilerinin başarısını göz ardı edemeyiz.

Yoldaydım, maçın ilk 15 dakikasını izleyemedim. Alex'in oynamayacağını bilmiyordum -neden oynamadığını hala da bilmiyorum gerçi- ve kadroyu gördüğümde 1 puan iyidir dedim kendi kendime. Sonuçta bu ligin en güçlü ekiplerinden biri Kayserispor, Cangele ve Makukula her takımda yok. Kimse "Fenerbahçe kadar büyük bir kulüp sırf Alex'e mi bağlı?" falan demesin. Kadroda bu oyun şablonunda Alex'in yerini doldurabilecek sadece Deivid var, o da sakat. Herkes Mehmet Topuz'dan ve Özer'den çok ümitli -ben de ümitliyim tabii ki- fakat Alex yokken "Alex yok ama Özer var, oyunu alır götürür" diyebilen kaç kişi var?

Fenerbahçe bu akşam ortalamanın altında oyuna rağmen yine kazanabilirdi. Yine de maçı izledikten sonra beraberliğe üzülen Fenerbahçelilerin oranı azınlıktadır. Deplasmanda Fenerbahçe bir şekilde kazanıyordu -ilk 4 maçı (Denizli, Diyarbakır, Bursa, Antalya) kazanmıştık- ama son 2 maçta alınan puan 1. Dediğim gibi o 2 maçı da kazanabilirdi Fenerbahçe, oyun olarak pek fark yoktu diğer maçlardan (Antalyaspor maçını pozisyon zenginliği açısından ayrı tutuyorum).

Daum maçtan sonra yine klasik açıklamasını yapmış, "1 puan iyidir" demiş. Fakat kaybetseydik Gaziantepspor maçından sonra yaptığı gibi "Düzeltmemiz gereken şeyler var" diyecekti. Hep söylerim, Daum'u severim ama bu sezon sanki Daum gitmiş de ikizi gelmiş gibi... Eskiden böyle değildi -en azından Fenerbahçe'deki ilk döneminde- maç 2-0'ken 3'ü, 4'ü isteyen bir teknik adamdı. Ama artık skoru korumaya çalışan bir Daum var ve Fenerbahçe bu sezon 2. golü atamadığı maçların çoğunu kazanamadı. Twente maçı, bugünkü maç, Gaziantep maçı... Antalyaspor ve Manisaspor maçlarında da öne geçtikten sonra skor avantajını koruyamadık ve maçları son dakika golleriyle kazandık. Şu an için güzel oyundan çok "skoru" önemseyen Daum'un çözmesi gereken en büyük sorun bu gibi duruyor. Volkan her zaman böyle süper oynamayacak, Daum da bunu herkes gibi biliyor.

Her şeye rağmen önümüzdeki hafta oynanmayacak olan Ankaraspor maçından 3 puanı alacağımız için, 12. hafta sonunda 31 puana ulaşmış olacağız. Geçen sezon bu takım "devreyi" 33, bir önceki sezon 37 puanla kapatmıştı...