Kardeşim kadar sevdiğim Emre'nin ricasını kırmak istemedim ve geç de olsa Eski Açık'ta izlediğim Galatasaray-OFK Belgrad maçı ve takımla ilgili bir şeyler yazmak istedim.
Öncelikle bir şeyi açığa kavuşturmak istiyorum. İşsiz güçsüz ve dolaylı olarak boş zamanı fazla olan biriyken Ekşi Sözlük'te bayağı aktiftim, Eylül 2008'den beri iş hayatına atıldığımdan artık eskisi gibi futbola ve de Galatasaray'a sanal ortamlarda zaman ayıramıyorum.
Gelelim şimdi neden yazmak istediğime... Hani beni tanıyan birine nasıl biri olduğumu sorsanız, muhtemelen alacağınız ilk cevap "iyi Galatasaraylı" olur. Ne yalan söyleyeyim, o konuda ben de kendime fazla laf ettirmem. Onun dışında her türlü eleştiriye açığım, ki ben de kendi çapımda "Cm'ciler ve dilenciler olsun" makarasına dokundurmayı yaparım. Evet, Rijkaard'ı uzun süreden beri eleştiriyorum. Ama şu da bir gerçek ki, ben her şeyden önce Galatasaray'ın her branşta, her kulvarda başarılı olmasını isterim. Yani "Rijkaard'ı eleştiriyorum" diye, alınacak iki-üç iyi sonuçta "Tüh.. O kadar da başarısız" demiştim triplerine girecek değilim. Aksine çok mutlu olurum. Galatasaray üzerinden sanal ortamdaki yazılarımla nasıl prim yapayım zaten... Bunu düşünmesi bile komik.
Neyse zaten böyle hırsları olan biri olsam, önceki gün tribünde olmazdım. Malum Fenerbahçe yenilgisinin siniriyle "Sadece Kadıköy ve İnönü" demiştim, ama aşkımız tabii ki önce renklere. :)
Gelelim Ali Sami Yen'de oynanan OFK Belgrad maçına... Nostalji insanıyım ve yine ister istemez geçmişe gittim. Zira o statta Ağustos 2006'da şampiyon takıma "merhaba" dediğimiz Mlada Boleslav maçını hatırladım. Arda Turan'ın doğuşuna canlı şahit olmak, istem dışı "Sasa İliç oleyyy" ile coşmak ve de Ukrayna'dan gelen gol haberleriyle "Dinamo Kiev oleyyy" diye eklemek... 5-2 kazanmıştık ve yazlığa Galatasaray Sözlük'ten Areyouplayer ile inanılmaz keyifli döndüğümü hatırlarım. Nihayetinde futbol oynayan ve de oynayabilen bir takım vardı.
Ama aynı durum elbette ki önceki gün söz konusu değildi. Çok Galatasaray maçına gittim (110'dan sonra saymayı bıraktım), Galatasaray'ın hazırlık maçını bile Şampiyonlar Ligi'ne tercih eden biriyim ama geçen sezonun sonunda olan şey OFK Belgrad karşısında yine oldu. İnanılmaz sıkıldım. Arda Turan ikinci golü attığında dakika 90 falan sandım, ama 15 dakika daha kaldığını görünce sıkıldığımı anladım. Hayır yani "Biz ne takımlar, ne maçlar gördük yiğidim" felsefesi yapma niyetinde değilim ama bariz kötü takımız. Oyun anlamında da kötü, kalite anlamında da, mantalite anlamında da...
Arda Turan'ın ayağına bakıyoruz, hepsi bu. Twitter'da 2-3 kere yazdım, çevreme en az 10 kere söyledim, Arda-Baros-Neill-Sabri dörtlüsü dışında ilk 11'e gözü kapalı kimseyi yazamıyorum.
Ezeli rakiplere bakıyorsun.. Fenerbahçe; Volkan Demirel-Gökhan Gönül-Lugano-Andre Santos-Emre-Stoch-Alex. Beşiktaş; Rüştü-İbrahim Toraman-Ekrem-Ernst-Quaresma-Bobo (Bana kalsa Ferrari de var, artı Guti olacak tabii). Ne yazık ki aynı durum bizde söz konusu değil.
Geçtiğimiz sezon 27. haftada Fenerbahçe'ye yenilerek şampiyonluğa, 28. haftada Sivas'ta berabere kalarak Şampiyonlar Ligi'ne veda eden takımız. Arada Dünya Kupası öncesi ve sonrası da var... Transferin bitmemesi, plansızlık gerçekten can sıkıcı. Ne desem ki... İnsanın ne total futbolu eleştiresi geliyor, ne de sistemi. En iyisi sahadaki 11 oyuncudan seçmeler ve Sir Frank Rijkaard ile kapanışı yapayım.
AYKUT ERÇETİN: Kötü kaleci. Hani kuzeni çocukluk arkadaşım olmasa daha da ağır konuşurdum. 3 Sivas deplasmanı kariyerini özetler benim için. İlkinde Mehmet Yıldız’ın skor 3-3 iken şutu kaleyi tutsa şampiyonluğu veriyorduk, ikincisinde önceki sezon Kamanan’ın dağlardan taşlardan attığı golle Türkiye Kupası’nı, üçüncüsünde geçen sezon Mehmet Yıldız’ın tamamladığı topla lig ikinciliğini verdik. Steaua Bükreş ve Alex’in frikiği de malumunuz. Eski Açık’ta olanlar OFK Belgrad maçında ilk golde de hatası olduğunu gördü. Neill Aykut’un kalesinden açılmasını bekledi ama sağolsun gene çizgide sabit kaldı, Sabri de uzaklaştırılamayan topta faulu yapınca ilk gol geldi. De Sanctis ve Leo Franco’yu görmüş olarak yabancı kaleci ısrarım yok ama en azından 3 sezon önce Orkun Usak tercihinde olduğu gibi Anadolu takımının kalesini düzenli koruyan bir isim kadroya ilave edilebilirdi. İlk aklıma gelenler, izlediğim her maç iyi oynamış Manisasporlu İlker Avcıbay ve Gaziantepsporlu Mahmut Bezgin. Ufuk’u bilemem ama Aykut’tan kötü olmayacakları kesin.
BARIŞ ÖZBEK: Çoğu Galatasaraylı’nın aksine ben Barış’ı beğenirim. 2007-08 sezonunda Kalli’nin sisteminde yaptıkları ve rakiplere yaptırmadıkları ortada. Rijkaard’ın sistemine uyum sağlayamadığı bir gerçek ama doğru kullanıldığında çok faydalı topçu. Dinamik, pres yapan, rakibe basan bir isim. Fenerbahçe’ye 2007-08’de derbilerde üstünlük sağladığımızda ilk 11’de oynadığını hatırlatayım. Ondan sonra oynadığımız ve 5’te 4 yenildiğimiz derbilerde de sadece 0-0 kaldığımız maçta ilk 11’de olduğunu ekleyeyim. Evet çok yaratıcı bir oyuncu değil Barış ama en azından yıpratıcı. Emre Belözoğlu dışında Süper Lig’de yaratıcı orta saha oyuncusu var da benim mi haberim yok…
SERDAR ÖZKAN: Gökhan Zan’dan bile daha çok koydu transferi. En iyi zamanında neydi ki, yokları oynadığı son iki sezondaki performansına takılayım. Depar atmaya hali kalmamış düzensiz yaşamaktan. Sağolsun Sabri’yi de net bir şekilde bozdu. Takım oyunu oynayacak bir oyuncu değil, işin garibi kişisel çabalarıyla sonuç verecek biri de değil. Bu adam Beşiktaşlılar’ı çok yanılttı, beni yanıltmaz.
MEHMET BATDAL: Yazımın başında negatif bir taraftar olduğumu söylemiştim ve herkesin “18 yaşındaymış” muamelesi yaptığından Batdal’ın transferine de soğuk bakmıştım. 2006’da Bucaspor ile ismini duyurdu, ama 4 sene alt liglerde kaldı. Amma ve lakin televizyondan sonra statta da izledim ve bu çocukta hayat var. Sahada en azından duruşu var. Hakan Balta misali etkisiz eleman değil. Pozisyona giriyor, Neill dahil takım arkadaşlarıyla yardımlaşıyor, Hakan Şükür misali gol de kaçırıyor. Kesinlikle ısrar edilmeli.
FRANK RİJKAARD: Geçen sezon sayısız maçı (rakamlarla 7) 1-0’dan vermişti, bu sezona daha hızlı bir giriş yaptı. Galatasaray’ın yapısına uygun bir hoca olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Leonardo’nun Milan’da teknik direktörük yaptığını dikkate alırsak, Galatasaray’da geçen sezonu tekrarlasa bile iyi bir takımın başına gidebilir. Bu, yüksek bir ihtimaldir. Kafasının Galatasaray’da olduğunu düşünmüyorum. Ya da benim zekam yapmak istediklerini algılayamıyor. Takım hakikaten hiç ışık vermiyor. Her şeyi geçtim, oyuna müdahalelerde çok zayıf. Baros da sakatken yalvarıyorum ileri uçta oynayan oyuncuyu çıkarma.. Uykum geldi, yoksa daha yazardım sana…
İnanılmaz uzun bir yazı oldu. Olur da okuyan olursa, sabrı için şimdiden teşekkür ederim.
İnanılmaz uzun bir yazı oldu. Olur da okuyan olursa, sabrı için şimdiden teşekkür ederim.

8 yorum: