27 Ağustos 2010 Cuma
Maçın Ardından
Böyle bir sonucun ardından kimsenin teknik-taktik konuşacak hali kalmıyor. Tabii 2006'da Denizli ve 3 ay önce Trabzonspor maçlarını yaşayan bir Fenerbahçeliye böyle elenişler cidden koymuyor (en azından kendi adıma konuşuyorum). Bu eleniş orta sahaya ve stopere transfer yapılmasını sağlayacaksa eğer, elendiğimize sevindim bile diyebilirim.
Maç öncesi yazımda Fenerbahçe'nin gol yiyeceğini düşündüğümü belirterek, Lille maçında statta olan biri olarak yine benzer şeylerin olmasını istemediğimden maça gol için saldırarak başlamamız gerektiğini yazmıştım. 3 gol atmalıydık, atamadık... Maç uzadıktan sonra yenilen gollerde deplasman takımı avantajı geçerli olmasa maçın uzatmaya gitmesi avantaj olurdu pek tabii ki bizim için. Ama ağır stoperlerle ve belirli bir dakikadan sonra oyundan iyice düşen Emre, Alex gibi kilit adamlarla fazla pozisyon vermesek dahi golü yiyeceğimizi adım gibi biliyordum ben.. Maalesef öyle de oldu.
Bu akşamdan sonra Aykut Hoca'yı savunacak değilim (maç özelinde). Aykut Kocaman'ın hiçbir zaman çok çok iyi bir hoca olduğunu düşündüğümü vs. yazmadım, ama Dünya'nın en kötü hocalarından biri olsa dahi Aykut Kocaman'ı sonuna kadar destekleyeceğim, bunun bilinmesini istiyorum. Sezonu bir tamamlasın, en azından 1 sezon takımı çalıştırdı diyebilelim, sonra oturup düşünürüz. Ne yani, Avrupa'dan elendik diye hemen Aykut Hoca'yı gönderelim mi? Zamanında ligde 5 maçta 3 galibiyet 2 beraberliği olan bir başka efsanemiz Rıdvan Dilmen, MTK maçlarının ardından istifa etmişti. Çok mu iyi olduk o takımı bırakınca, hatırlayın o günleri... Zeman geldi, 4-3-3'te ısrarcı oldu, Pendik'e elendik, o da gitti Turhan Sofuoğlu ile sezonu tamamladık.
Kusura bakmayın, ilk aşkımı öyle 2 günde harcayamam...
Etiketler:
aykut kocaman,
fenerbahçe,
futbol,
paok,
uefa avrupa ligi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum: